Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

2. Mahmut Döneminde Avrupa’nın Durumu

2. MAHMUT DÖNEMİNDE AVRUPA’NIN DURUMU

Napolyon Brezina bozgunundan sonra çekilirken Napoli kralı Mora’yı ordunun başına getirip kendisi kıyafet değiştirerek Paris’e döndü. Gaiplerini kurtarmak için yeniden 440.000 nefer toplıyarak Rusya’ya saldırmak tasavvurundaydı. Oysa ordusunun büyük kısmı perişan olmuş su­bayları birkaç bin perakende askerle Könisgberg şehrine sığınmışlardı. Ruslar Prusyalıları kendi taraflarına çekmiş olduklarından, Prusya ordusu 1813 senesi Ocak ayında Rusya tarafına geçiverdi. Almanlar bu habere çok sevindiler. Bunun üzerine Fransızlar Kö-nisgberg’ten çıkarak Pozen şehrine geldiler. Bir kısım Fransız askeri de İn­gilizlere teslim oldu.

Napoli kralı Mora ne yapacağını şaşırdı ve yerine Prens Ojen’i bı­rakarak Napoli yolunu tuttu. Napolyon’un 200.000 askerinden 30.000 kişi kalmıştı. Bu sırada Prus­ya ileri gelenleri Almanya’nın hürriyeti uğruna halkın silâhlanmasını ve bütün varlıklarının hürriyet ve istiklâl uğruna kullanılmasını ilân ettikleri gibi, Almanya’da kurulmuş olan gizli cemiyetler de Almanya’yı Fransa aleyhine harekete geçirmek için binlerce risale dağıtıyorlardı.[1]

Prusya kralı ise şaşkınlık içindeydi. Bir taraftan kamu efkârının et­kisini düşünüyor bir taraftan da Fransızların intikamından çekiniyordu. Onun için ortalama bir yol tuttu.

Muvakkaten Silizya’ya çekilecek ve orasının tarafsız tutulması için Na­polyon nezdinde teşebbüse geçecekti. Avusturya’da siyasetin dümeni, meşhur Maternik elindeydi. Bu zat as­lında Fransa’ya meyilli idi. Avusturya, Fransız ittifakına sokmak için im­paratoru kızını Napolyon’a vermeğe razı etmişti. Fakat Maternik şunu da biliyordu ki politikada sabit bir fikre hizmet etmek büyük hata olurdu. Onun için vatanın menfaati uğruna durumdan fay­dalanması lâzımdı. Hemen büyük bir askerî kuvvet toplıyarak genel barışı tekrar kurmağa yöneldi.

Bu barışın şartlarını kararlaştırmak üzere gizlice Almanya’yla mü­zakereye girişti. Napolyon’a da imparatorun ağzından barış için babaca bir mektup yazdırdı.

Napolyon bu sırada Prens Öjen’e 60.000 kişilik bir takviye gönderdi ve Öder ve Elbe ırmakları kıyısındaki kalelerin tahkimi için emirler verdi.

Napolyon, kayınbabası olan Avusturya imparatoruna yazdığı cevapta Rusya’da muzaffer olamamasının sebebini kışa bağlıyor ve hiç bir harpta Fransızların yenümediğini ve ilkbaharda büyük kuvvetlerle saldıracağını bildiriyor ve sulhun şartı olarak halen elinde bulunan bütün memleketlerin elinde kalmasını ileri sürüyordu.

Napolyon, askerî kuvvetini arttırma çabasında idi. Halbuki birçok ku­ralar askere alınmış olduğundan ahali kırgındı.

Napolyon kamu efkârını kazanmak için, dindar halkı kazanmak üzere, Papalık meselesini ele aldı. Napolyon av bahanesile birkaç defa Fon-tenilo’ya giderek papayla görüştü ve onunla bir anlaşma (konkurdato) yaptı. Ona göre Papa Roma’yı terk ederek Avion şehrinde oturacak, orada elçiler kabul edebilecek, kendisine yılda iki milyon Frank ödenecek. Psikoposlar Papanın tasdikile tayin olunacaktı. Papa sonradan yakınlarile görüştüğünde böyle bir andlaşma yaptığına pişman oldu. İmzasını geri almağa cesaret edemedi ise de hükümlerini tatbike de ya­naşmadı.

Napolyon da kamu efkârını kazanmak için yaptığı jestle yetinerek ye­niden zorluk çıkarmadı. Bu sırada Almanlar gönüllü olarak askere yazılıyor ve kendi ke­selerinden silâh ve levazım tedarik ediyorlardı. Bu sırada Prens Ojen Ber­lin’i de boşaltmıştı.

Bunun üzerine Alman milliyetçilerinin ısrarile Şubat’in 28 inde Prusya ile Rusya arasında bir ittifak yapıldı. Prusyalılar 17 Mart’ta Fransa’ya harp ilân ettiler.[2]

Rus ordusu da ilerleyip Hamburg’a kadar geldi. Fransızlarla müttefik olan Saksunya kralı Rus askerinin yaklaştığını görünce Avusturya’nın ara­cılığına müracaat etti ve askerile birlikte Bavyera’ya çekildi. Prusya’nın Fransa’ya harp açtığı haberi Viyana’y a gelince ortalığı heyecan kapladı. Maternik, Fransa’nın barış yolunu tutması için tavassut etmeleri hu­susunda İngiltere ve Rusya’ya müracaat etti. Napolyon işi silâh kuvvetile çözmek kararında olduğundan, ihtarlara kulak asmıyarak topladığı askerle 15 Nisan’da Paris’ten yola çıktı. Maternik bu sırada vakit kazanmak için bir müddet tarafsız kalmayı be­cerdi.  Fransızlar 2 Mayıs’ta Laypzig’i aldıktan sonra Sudsen şehri ya­kınlarında düşmanlarile karşılaşarak büyük bir harbe tutuştu. Bu harpte Rus ve Prusya orduları 20.000 ve Fransızlar 18.000 asker kaybettiler. Ve Ruslar geri çekilmeğe mecbur oldular. Napolyon, Mayıs’ın 18 inde Dresden’den hareketle Bozden mevkiinde düşmanlarına yine galip geldi. Bu sırada Avusturya’nın aracılığı ile 5 Haziran’da bir mütareke yapıldı.Napolyon Avusturya’nın da düşmanları arasına katılacağını bilerek harp hazırlığını tamamlamağa çalışıyordu.[3] 1813 yılında İngiltere Rusya ve Prusya arasında bir andlaşma yapıldı. Ona göre İngiltere, Rusya ve Prusya’ya derhal iki milyon İngiliz lirası verecek buna mukabil Ruslar Napolyon’la harbe devam etmek üzere 160.000 ve Prusyalılar 80.000 asker bulunduracaklar ve İngilizlerin mu­vafakati alınmadıkça barış yapamıyacaklardı.

Napolyon kendi aleyhine cereyan eden müzakerelerden şüphelenerek, Meternik’i yanına çağırdı. Bu görüşmede Meternik mütarekenin 20 Ağus-tos’a kadar uzatılmasını kabul etti. Fakat müddet dolmadan Napolyon ha­rekete başladığından Avusturyalılar da Fransa’ya harp ilân ettiler.[4]

Avusturya generali Şvartzenberg kumandasında 120.000 Avusturya as­keri 75.000 Rus, 65.000 Prusya askeri Saksunya dağlarının eteğinde yer tuttu. Meşhur Prusya generali Bluher’in kumandasındaki 100.000 kişilik Prusya ve Rusya ordusu Bodsen üzerine yürüyordu.

Bluher 71 yaşına varmış bir ihtiyar general idiyse de süvariden ye­tişmiş çevik, yiğit bir kumandandı. Asker kendisine güvenirdi. Fransız Ma­reşali iken, Napolyon’la bozuşarak İsveç velihatlığına seçilen Bernadot ku­mandasında 150.000 kişilik bir kuvvet de Napolyon’un sol kanadına yükleniyordu. Bu üç orduda 500.000 asker ve 1500 top vardı.[5]

Napolyon düşmanlarının niyetini sezerek her bir orduya karşı mukabil kuvvetler sürdü. Fakat, işgal altındaki memleketler halkı Fransızların can düşmanı olduklarından, Napolyon’un askerî hazırlıklarını derhal müt­tefiklere bildiriyorlardı. Napolyon bu büyük kuvvetlere kesin olarak galebe edemiyeceğini anladı ve Laypzig’deki çarpışmada Moskova’da olduğu kadar büyük kayıplar vererek Ren hattına çekildi. Napolyon Ren hattında da tutunamadı.

Bluher orduları Fransa içine daldılar. Müttefikler Napolyon’u kâh sa­ğından, kâh solundan bastırarak Paris üzerine yürüyorlardı. Napolyon hareket hatları birbirinden uzak olan iki müttefik ordusuna birer birer saldırarak mevzii zaferler kazandı. Fakat müttefikler ilerlemeğe devam ettiler. Ancak Paris halkı • harpten usanmıştı. Müttefik orduları Mart’in 19 unda Paris çevresine ulaştılar.

Bu sırada Napolyon’un oğlu Paris’ten çıkarılarak Luvar nehri ötesine geçirildi. Nihayet 1814 senesi Mart’inin 31 inde Rus imparatoru Aleksandır ve Prusya kralı Vilhelm büyük debdebeyle Paris’e girdiler. Paris halkının, kral taraftarları: “Yaşasın Aleksandır, yaşasın Vilhelm” üye bağırıyorlardı. Hükümdarlar Paris’te kalmış olan Taleyran’ı çağırarak: ırtık Napolyon’la görüşmiyeceklerini, Fransa’nın eski hudutlarına do-iunmıyacaklarını ve Fransız Senatosunun seçeceği hükümet şekline itiraz îtmiyeceklerini bildirdiler.

Nisan’ın l inci günü ayan meclisi toplandı. Taleyran’ın başkanlığında 4 dşilik bir geçici hükümet kuruldu ve Napolyon’un düşürüldüğü ilân edildi.

Bu sırada Napolyon Fontenblo’da hâlâ ordusunu tanzimle uğraşıyordu. Fakat, generalleri artık mukavemete imkân olmadığını bildirdiler. Bir ko­lordu müttefikler tarafına geçti. Bunun üzerine Napolyon Gulenkur va-sıtasile müttefiklere Fransa hükümdarlığından istifa edeceğini bildirdi.

Müttefikler için halledilecek iki mesele kalmıştı. Birisi Napolyon’un karısı Mari Luiz ve oğlu Roma kralının oturacağı yeri ve maaşlarını tayin 2tmek, biri de Fransa’da daimî bir hükümet kurmaktı.

Aleksandır’in Napolyon’a saygısı vardı. Onun teklifile birinci mesele şöyle halledildi. Napolyon’un imparator unvanı uhtesinde kalacak ve yedi sekiz yüz nefer Fransa askeri alarak Elbe adasına hükümdar olacak, bu adanın va­ridatından başka, Fransız hazinesinden kendisine iki milyon, kız kar­deşlerine iki milyon, boşandığı Jozefin’e bir milyon Frank tahsis edilecek. Mari Luiz’le oğluna Parma dukalığı Prensi Öjen’e bir prenslik verilecek.

İkinci meseleye gelince: Müttefikler Fransa’nın iç işlerine karışmak is­temiyorlar, Napolyon’un istifasile yetinerek hükümet şeklini senatoya bı­rakıyorlardı.

Taleyran’ın telkinile Fransa’da Burbon sülâlesi mutlakiyet rejiminden feragat etmek üzere Fransız hükümdarı olacaklardı.

Bu sulh şartları Fontenblo de olan Napolyon’a getirilince cihanı titreten şahsiyetinin bir küçük adaya kapatılması pek acı geldiğinden ölümü tercih ederek gece bir miktar afyon içmiştir. Napolyon’un hademesi durumu hemen Golenkur’a bildirmiş o da koşup gelmişti.

Bu sırada şiddetli bir kusma gelerek, ölümden kurtulmuştur.

Kendisine gelince andlaşmayı imzalamıştır.

Nihayet 1814 senesi 20 Nisan’mda Elbe’ye gitmek üzere Fontenblo sa­rayından ayrıldı. Bunca yıllar kan dökerek âlemin huzurunu kaçırdıktan sonra, Fransa’yı böyle bir bozgun halinde bırakması Fransızların hiddetini uyandırmış, ahali birkaç kere onu parçalamak üzere saldırmışlardı. Müt­tefik askerlerinin gayretile canını kurtaran Napolyon, en büyük düşmanı olan İngilizlerin bir gemisine binerek Elbe adasına gitmiştir.

Bu sırada Fransız senatosu ihtilâlde öldürülmüş olan 16 ncı Lui’nin küçük kardeşini naip olarak hükümet başına getirdi ve sonradan onun bü­yüğü olan Lui Stanizlas 18 inci Lui ünvanile Fransız kralı seçildi.

Bunun üzerine umumî bir mütareke aktedilerek ateş kesilmiş ve Vi­yana’da toplanacak kongrede teferruat görüşülmek üzere 31 Mayıs günü Paris’te bir andlaşma imzalanmıştır. Bunun esası Fransa’nın 1790 se­nesindeki sınırlarına çekilmesidir.

İspanya kralının oğlu Ferdinand bu sırada İspanya tahtına çık­mıştır.

Fransa’nın ise bütün döktüğü kanlar ve çektiği emekler boşa git­miş ve kıraliyet geri gelmişti. Sadece Napolyon’un —Kod Napolyon— adıyla tanzim ettirdiği Medenî Kanun Fransa’da adını ebedileştirmişti.[6]

Bir de Cumhuriyetten önce Fransa krallığı mutlakiyet şeklindeyken, şimdi meşrutî bir krallık olmuştu, Bu da Fransızlara teselli veriyordu. Lâkin, 18 inci Lui şartnameye rağmen ahalinin hak ve hür­riyetlerini kısıtlayan fırsatları kaçırmazdı. Fransa’dan kaçan ve çoğu asilzade olan mahacırlar. Fransa’ya dönüp, kralın etrafını sarmışlar ve kralı mutlakiyete teşvik eder olmuşlardı. Bu haller Fransız halkının nefretini uyandırarak. Napolyon’un günlerini aramağa ve onun şanlı ic­raatını anmağa başladılar. Böylece Fransızların Napolyon hakkındaki düşmanlıkları bir iki ay içinde sevgiye dönüvermişti. Napolyon’un Elbe adasında geçirdiği on ay zarfında Avrupa bu hal üzere kaldı. Herkes Viyana’da toplanacak kongreyi bekliyordu.[7]

Napolyon’un devleti âliye hakkında evel ahır gösterdiği tahkir mu­amelesi ve muzır niyetleri dolayısile Osmanlılar müttefiklerin zaferine seviniyorlardı. Fakat, Osmanlılar iç işlerile uğraştıklarından Avrupa meselelerine il­gisiz duruyorlardı. Eğer Viyana kongresinde devleti âliye’nin bir murahhası bulunsaydı Avrupa devletler dengesine girebilecek ve Ragoza elinde ka­lacaktı. Devleti âliye o zaman müttefiklerle dostluk kursaydı Avrupa dev­letleri ailesine girecekti. Sultan Mecid’in tuttuğu politika daha o zaman tutulmuş olacaktı. Lakin Devlet-i Aliye’nin iç işleri o kadar karışıktı ki göz açacak hali yoktu.

[1] M. Cavit Baysun, “I. Abdülhamid” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, C. 1, s. 290.

[2] Münir Aktepe, “III. Ahmet”  Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul 1989, s.39.

[3] Mehmet Saray, Türk-Rus Münasebetlerinin Bir Analizi, İstanbul 1998, s. 41.

[4] Abdülkadir Özcan, “Karlofça” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 24. İstanbul 2001, s. 535.

[5] Münir Aktepe, “III. Ahmet”  Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul 1989, s.37.

[6] M. Cavit Baysun, “I. Abdülhamid” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, C. 1, s. 294.

[7] Abdülhaluk Çay, “Coğrafya-Tarih”, Türk Dünyası El Kitabı, C. 1,İstanbul 1998, s. 556-558.