Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

2. Mahmut Döneminde Eğitim Alanındaki Islahatlar

EĞİTİM ALANINDAKİ ISLAHATLAR

 Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra askerî alanda yapılan yeni düzenle­melerde uygulanan modern yöntemlere uyularak eğitim alanında ıslahat hareketle­rine girişildi. Bu bakımdan ülkede eğitim ve öğretimin yapılmakta olduğu medre­seler aynen korundu, fakat modern Avrupa esasları kabul edildi.[1] Bu doğrultuda sultan II. M a h m u t, bir ferman yayınlatmak suretiyle “ilk öğretimin her yurttaş için zorunlu hale getirildiğini, okuma ve yazma öğrenimiyle birlikte dinî bilgilerin de öğretilmesinin gerektiği” halka ilân edildi. Esasında, başlangıçta ilk kez, ilköğretimin zorunluluğunun yalnız başkent İstanbul’da uygulanması kararlaştırıldı. Bu arada yüksek okullara öğrenici yetiştirilmesini sağlamak amacıyla İstanbul’un bazı semtlerinde Rüştiye adıyla okullar açıldı. Ayrıca daha önce açılan (1824) Sıbyan mekteplerini bitirenlerin gidebileceği Mektebi Ulûmi Edebiye kuruldu.Dev-lete memur yetiştirmek amacıyla Mektebi Maarifi Adlî adında bir okul açıldı. Bu okullardan sonra yüksek okul niteliği taşıyan modern yöntemlere sahip bulunan İstanbul’da Beşiktaş yakınlarında Mektebi Harbiye, Tıphanei Âmire (1827) ve Cerrahhane (1832) ve sivil ve askerî hizmetlerde bulunmak üzere daha başka hastahaneler açıldı. Daha sonra bugünkü, Tıp Fakültesi niteliği taşıyan şimdiki Mektebi Tıbbiyei Âliyei Şahane ve Dârülulûmi Hikemiyei Osmaniye açıldı (1839). Öğretim süresi 2 yıl olan tıp okullarından sonra fakülte niteliği taşıyan adıgeçen iki yüksek okulda eğitim süresi 6 yıla çıkarıldı ve öğretim dili Fransızca olarak sürdürüldü. Bunlardan başka Mızıkayi Hümayun adlı bir okul (mektep) da kurulup eğitime başladı (1834). Sultan H. Mahmut döneminde, özellikle halkın aydınlatılmasını sağlamak amacıyla yayın etkinliklerine de başlanıldı. Bu amaçla Takvimi Vekayi adlı haftalık resmi bir gazetenin Türkçe ve Fransızca olarak ya­yınlanması gerçekleştirildi[2] (1831). Bunların yanı sıra, Sultan II. Mahmut’un söz konusu edilen çeşitli alanlardaki ıslahat hareketlerinin yürütülmesini sağlayacak modern Avrupa eğitim ve öğretimine sahip kimselere ihtiyaç vardı. Bu nedenle padişah, 1827 yılından sonra Avrupa’ya çeşitli dallarda eğitim yaptırmak amacıyla Avrupa’ya öğrenci gönderilmesini kararlaştırdı. Bunun ilk uygulaması olarak mo­dern yöntemlerle öğretmen ve memur yetiştirmek üzere yeni açılan okullarda En­derun Ağalarından 150 kişi, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine gönderildi. Bütün bu et­kinlikler sırasında ekonomik alanda da ıslahat niteliği taşıyan birtakım düzenleme­ler yapıldı. Kapitülasyonlar dolayısıyla ülke pazarlarında hep yabana devletlerin mallan satılmakta idi. Bu nedenle pek çok miktarda Türk parası ülke dışına çık­makta idi. Osmanlı hükümeti, yerli malların korunması ve sürümlerinin sağlanabil­mesi için daha önce, sultan II. Selim döneminde bu hususta uygulanan yönte­mi kullandı. Padişahın çıkardığı bir buyrukla “yabancı kumaştan giysi yapılması” yasaklandı. Bu nedenle doğacak kumaş darlığının önlenebilmesi için de yerli ku­maş üretimi artırdığı gibi artan fiyatları kontrol altına alındı. Dış ticarette ise pek başarılı olmayan birtakım ıslahat girişiminde bulunuldu ise de kapitülasyonlar do­layısıyla Osmanlı tacirleri, yabancı tacirlerle rekabet edememekte idiler. Bu arada ticaretle uğraşan ülkedeki Hıristiyan yurttaşlar, yabana devlet konsolosluklarının tercümanlık görevlerini yürüterek onların yararlandıkları ticarî haklardan faydalan­makta idiler, hattâ onlardan birçoğu bu nedenle yabana devletlerin himayesine bile girmekte idiler. İşte bunu önlemek için Osmanlı hükümeti, “İslâm, ya da Hı­ristiyan olsun her yurttaşa faydalanmakta oldukları söz konusu ticarî hakların veril­mesini kabul eden” bir karar çıkardı ise de uygulamada pek başarılı olunamadı. Bu nedenle devletin ekonomik durumu bozulmaya başladı; bunu önlemek ama­cıyla birtakım yeni vergiler konuldu ise de istenilen amaca ulaşılamamıştır. Bunun üzerine İngiltere’den l milyon lira borç alınması hususunda girişimlerde bulunul­du, fakat bu, gerçekleştirilemedi.[3]

Bütün bu gerçekleştirilen ıslahat hareketleri sonucunda, modern bilim ve tek­niği benimseyip uygulayan yeni bir nesil yetişmiş ve yavaş yavaş çeşitli devlet yönetim alanlarında görev almaya başlamıştır. İşte bu neslin en belirgin örneği olarak değerli devlet adamı Mustafa Reşit Bey (Paşa)’yı görmekteyiz. Paris ve Londra elçilikleri görevlerinde bulunduğu sıralarda, sultan II. Mah­mut’a tespit edip gönderdiği çok önemli nitelik taşıyan izlenimleriyle Tanzimat devrinin açılmasında gerçekten büyük katkılarda bulunmuştur.[4] Mustafa Reşit P a ş a’ ya göre, Osmanlı Devletinin geri kalmasının temel nedeni, eski yönetimi sürdürmeye çalışmasıydı. Avrupa ülkelerinde gördüğü parlamenter sistemin yarar­larını görüp tespit ettikten sonra Osmanlı Devletinde hâlâ yürürlükte olan mutlakıyet yönetiminin kesinlikle sınıflandırılmasının gereğini şiddetle hissetmişti. Bu nedenle o, sultan II. Mahmut’a Osmanlı Devletinin güven içinde devam etme­si ve Avrupa devletleriyle iyi ve dostane ilişkilerde bulunabilmesi için her alanda büyük yeni düzenlemeler yapmasının son derecede gerekli ve zorunlu olduğunu ve yeni düzenlemeler konusunda fikir ve düşüncelerini bildirmiştir. Bunun üzerine Mustafa Reşit Paşa’ nın devlet için çok yararlı olacağını düşünüp takdir eden sultan II. Mahmut, onu Hariciye Nazırlığına atamıştır (1837). Yeni görevi dolayısıyla derhal başkent İstanbul’a gelen Mustafa Reşit Paşa, derhal oluşturduğu özel bir komisyonda devletin sanayi, ziraat ve ticaret alanların­da gelişmeleri, iltizam yönteminin kaldırılması, çeşitli ırk ve dinden olan yurttaşlar arasında eşitlik ilkesinin uygulanması ve öteki ülke sorunlarında yapılması gereken ıslahat hususlarını içeren lahiyalar düzenleyerek padişaha arzetti. Gerçekten onun bu tespit ve önerileri sultan II. Mahmut tarafından çok benimsenmiş ve derhal uygulamaya konulmasını emretmiştir. Fakat bununla birlikte padişah, çok istediği Tanzimatı Hayriye’yi ilân etmeden hayata gözlerini yummuş, ancak bunun ilânını büyük oğlu Abdülmecit gerçekleştirecektir.[5]

[1] M. Cavit Baysun, “I. Abdülhamid” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, C. 1, s. 259.

[2] Münir Aktepe, “III. Ahmet”  Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul 1989, s.98.

[3] Abdülkadir Özcan, “Karlofça” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 24. İstanbul 2001, s. 595.

[4] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. 4, Ankara 1978, s.478.

[5] Abdülhaluk Çay, “Coğrafya-Tarih”, Türk Dünyası El Kitabı, C. 1,İstanbul 1998, s. 512.