Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Alemdar Mustafa Paşa’nın İcraatı ve 2. Mahmut’un Tahta Çıkışı

Yeniçeri kökenli olan Alemdar Mustafa Paşa, Osmanlı – Rus savaşında (1806) büyük başarılar kazanması nedeniyle ordu mensupları arasında ün salmıştı, bu nedenle de kendisine vezirlik rütbesi verilmişti. Okuma – yazma bilmemesine rağmen oldukça açık görüşlü idi. Önceleri Nizamı Cedit’e karşı olmuşsa da sürüp giden Rus savaşlarında, Yeniçeri­lerden oluşan merkez ordusunun düzensiz, başıbozuk ve savaş yeteneklerinin hiç olmadığını bizzat görmüş, bu nedenle de fikir ve görüşlerini değiştirip Nizamı Ce­dit yandaştan arasına katılmaktan geri kalmamıştır. Bu nedenle büyük saygı du­yup bağlandığı sultan III. S e l i m ‘ in tahttan indirilmesine son derecede üzülmüş ve ordudan gizlice kaçmak suretiyle kendisine sığınmış olan Nizamı Cedit yandaş­larını koruması altına almıştır.[1]

Bunlar arasında bulunan Rusçuk yaranı adıyla anı­lan yüksek görevlerde (Sadaret kethüdalığı, Reisülküttaplık v.s.) bulunmuş olan Tahsin, Galip, Refik, Ramiz ve Behiç Efendi’ler, başkent İs­tanbul’da cereyan etmiş olan son alayları Alemdar Mustafa Paşa ile de­ğerlendirdikten sonra III. S e l i m ‘ i yeniden tahta çıkarmayı kararlaştırmışlardır. Bu karan gerçekleştirmek amacıyla Rusçuk yaranı, sultan IV. Mustafa ve sad­razam Çelebi Mustafa Paşa’nın güvenlerini elde etmek için Edirne’de ordunun başında bulunan sadrazam ile Alemdar Mustafa Paşa arasında yakınlık kurmayı başardılar.

Bunun üzerine sadrazam, Rus seferi hakkında görüşmeler yapmak için Alemdar Mustafa Paşa’yı Edirne’ye davet etti; bu arada Rusçuk yaranı, başkent İstanbul’a gidip Alemdar lehinde birçok devlet erkânıyla (Hazine vekili Nezir Ağa, hazine kethüdası Selim Ağa, baş çuhadar Abdülfettah Ağa v.s. gibi) gizli görüşmeler yapıp, onlara tel­kinlerde bulundu. ; ayıca Kaptanıderya Seyyit Ali Paşa da Alemdar Mustafa Paşa’yı desteklemekte idi.[2]

Özellikle Rusçuk yaranından Refik ve Behiç Efendi’ler, çeşitli aracılarla “Alemdar Mustafa Paşa’nın kendisine bağlılığını, İstanbul’a gelip Kabakçı Mustafa’yı bertaraf ederek durumu düzelteceğini” sultan IV. M u s t a f a’ ya duyurmayı başarmışlardı.[3] Çok geçmeden Ruslarla Slobozia mütarekesi imzalandığı için sadrazam, ordu ile İstanbul’a dönmekte iken Alemdar  Mustafa Paşa’da 16 bin kişilik as­keri kuvvetiyle, onunla birlikte İstanbul’a gelmekte idi. Bu sırada Alemdar Mustafa   Paşa, Pınarbaşı ayam Hacı  Ali  Ağa’yı İstanbul’a gönderip Boğaz Nazın görevini yürüten Kabakçı   Mustafa’yı öldürtmek suretiyle bertaraf etti (19 Temmuz 1808).

Bu olay üzerine Boğaz yamaçları, İstanbul’daki Yeniçeriler, saray erkânı ve bazı devlet adamları büyük bir korku, telaş ve heyeca­na kapıldılar/Çok geçmeden orduyla İstanbul’a gelen Alemdar  Mustafa Paşa,  orduyu karşılamaya, dolayısıyla sancağı şerifi teslim almaya gelen sultan IV. Mustafa’ya tören sırasında saygı ve bağlılığını arz etti. Bu arada sadrazam Çelebi Mustafa Paşa ile anlaşan Alemdar Mustafa Paşa, Kabakçı Musta­fa ve şeyhülislâm Ataullah   Efendi   yandaşlarını birer birer yakalatarak öldürttüğü  gibi,   asileri  daima  kışkırtıp  desteklemiş  olan  ulemayı  da  sürgüne gönderdi.[4]

Böylece başkent İstanbul’da kısa sürede huzur ve güvenliği sağlamayı başaran   Alemdar   Mustafa   Paşa,   kendi kuvvetleriyle Babıâli’ye gelip şeyhülislamı görevinden aldırarak yerine, Arif  Efendi  (Arapzâde)’yi şeyhülislâmlığa atandırttı (21 Temmuz 1808). Bu arada Alemdar Mustafa Paşa’nın “III. Selim’ı yeniden tahta çıkarma niyetinde olduğunu” tespit eden sadrazam Çelebi  Mustafa  Paşa,   Sultan IV. Mustafa’yı bundan ha­berdar etti ve ondan” İstanbul’daki Yeniçerilerle Alemdar Mustafa Paşa ve yan­daşlarının bertaraf edilmesi hususunda izin vermesini istedi öte yandan sadrazamın bu etkinliklerini haber alan Alemdar Mustafa Paşa,  16 bin kişilik aske­rî kuvvetiyle Babıâli’ye yürüyüp sadrazamdan sadaret mührünü alıp beraberinde şeyhülislâm  Arif   Efendi   (Arapzâde)   olduğu  halde,  saraya gitti ve şeyhülislâm “Ulema, devlet adamları, Rumeli ağalan ve Anadolu’da^ hanedanlar, sultan III. Selim  Efendimizin yeniden tahta çıkmasını istemektedirler, git bunu sultan IV. Mustafa’ya bildir” dedi. Bunun üzerine şeyhülislâm durumu sultan IV. Mustafa’ya söyleyince tahttan ayrılmak istemeyen padişah, onu huzurundan kov­duktan sonra sarayın bütün kapılarını kapattırdı.

Daha sonra sultan, “Osmanlı ha­nedanından tek erkek olarak yalnız kendisinin kalmasını, böylece taht sorununu çözümlemek amacıyla sarayda hayatı sürdürülen amcası III. Selim  ve kardeşi şehzade Mahmut   (II.)’un öldürülmelerini”  emretti ve III.   Selim, derhal öldürüldü (29 Temmuz 1808), fakat şehzade Mahmut, cariye ve hizmetkarları tarafından sarayın damına kaçırıldı[5].

İşte bu sıralarda kapıyı kırdırmak suretiyle sa­raya giren ve Babüssaade’nin karşısında bulunan kapının önünde III. S e l i m’ in cesedini gören Alemdar  Mustafa  Paşa, buna son derecede çok üzülerek cesedin üzerine kapanıp ağlamaya başladı ve “Seni saltanat tahtına çıkarmak amacıyla çok uzaklardan geldim, fakat bu gözlerim seni bu halde gördü. Şu hain Enderun halkını öldürerek senin öcünü alayım”dedi. Fakat yanında bulunanlar ona “kadınlar gibi ağlamanın sırası değildir; şehzade Mahmut  (Il.)’unda öldürülmesine fırsat vermeyip beri onu kurtaralım” dediler. Derhal harekete geçilerek yakınlan   tarafından   sarayın   damına   kaçırıldığını   gördüğümüz,   şehzade Mahmut  (II.), bulunduğu yerden alınarak derhal tahtan indirilen IV. Mustafa’nın yerine hükümdar yapıldı, sultan II. Mahmut,  kendisinin tahtta çıkarıl­masını sağlayan Alemdar Mustafa Paşa’yı sadrazamlığa atadı.

Alemdar Mustafa Paşa’nın ifade ettiği üzere sultan IV. Muştafa’nın emriyle hain Enderunlular (Gürcü kölesi başçuhadar Abdülfettah, Sırp kölesi hazine kethüdası Ebe Se//m,darüssaade Ağası Nezir Ağa v.s. gibi) tarafından öldürülen III Selim’in cenazesi ertesi gün (30 Temmuz 1808), düzenlenen büyük ve görkemli bir törenle babasının yaptırdığı Laleli Camiin ya­nındaki türbesine defnedildi. Bu büyük yurtsever, yeniliği benimsemiş ve devletin modern yönetime kavuşturulmasında çaba gösteren hükümdarın böylece öldürülmesi bütün Osmanlı ülkesinde ve devlette derin üzüntü ve buhrana neden oldu. Gerçekten onun döneminde ülke içinde meydana gelen karışıklık ve ayak­lanmalara rağmen bu büyük sultanın kişisel nüfuzu, imparatorluğun birlik ve bütünlüğünü mümkün olduğu ölçüde korumuştur.[6]

Yaş Antlaşması sonucunda Ruslara bırakılan birtakım küçük topraklar dışında imparatorluk, hiçbir toprak kaybına uğramadı. Onun Avrupa uygarhğına geçilebilmesi amacıyla cesaretle giriş­tiği etkinlikler, Türk ulusuna ilerleme ve mutluluğun başlangıcı oldu. Memlekette imar faaliyetlerine de önem veren III. Selim, Üsküdar’da Selimiye kışlası, Seli­miye camii, Levent Çiftliğimde Nizamı Cedit kışlaları, Tophane kışlası, Haliçte Kumbaracı ve Lağımcı kışlaları, Mühendishanei Berri Hümayum v.s. gibi askerî nitelikteki yapılardan başka İsakçı ve Üsküdar’da zahire ambarlan gibi büyük ve önemli binalar inşa ettirmiştir. Bunlardan başka o, Eyüp Camii’m onartıp türbe­nin kapılarını gümüşten yaparmış, Konya’daki M evi ân a türbesinde bazı kısım­larını tamir ettirmiştir. İlhamı mahlasıyla güzel şiirler yazan sultan III. S e l i m ‘ in bu şiirlerini kapsayan bir divanı vardır. Şairliğin yanında deha derecesinde bir bestekâr olarak ekol sahibi olan III. Selim, günümüzde hâla kullanılan 14 makam düzenlemiş olup, yapılan araştırmalara göre 62 eser bestelemiştir. Tanbur ve ney çaldığı gibi güzel sesiyle de şarkı söylermiş.[7]

  1. Mustafa’ya gelince; yukarda görüldüğü üzere, tahttan indirilen IV. Mustafa, AlemdarMustafa Paşa’nın sadrazamlığı süresince saray­daki dairesinde yaşadı.

Babıâli olayı sırasında Yeniçeriler saraya saldırdıkları vakit onu yeniden tahta çıkarmak istediler; bunun üzerine yeni hükümdar II. Mahmut’un emriyle öldürüldü (17 Kasım 1808) ve cesedi, Bahçe kapısı’ndaki babası I. Abdülhamit’in türbesine defnedildi.[8]

Zeka ve yetenekten yoksun olan IV. Mustafa, devleti büyük tehlikelere düşüren isyancılarla işbirliği yapacak kadar hükümdarlık ihtirasına sahip olup son derecede acımasız bir tabiatı vardı. Sultan III. S e l i m ‘ in onu tahta çıkmak üzere davet ettiği sırada bayılması, onun hasta­lıklı olduğunu gösterir. Onun hükümdarlık dönemi, ıslahat hareketlerine göre tam anlamıyla engel olan bir gericilik dönemi olarak tarihe geçmiştir.

[1] Süleyman Kocabaş, “Kuzeyden Gelen Tehdit”, Tarihte Türk-Rus Mücadelesi, İstanbul, 1989, s.17,18.

[2] Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, Ankara 1993, s. 112-115.

[3] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. 4, Ankara 1978, s.439,440.

[4] Donald Quatoert, Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922, (Çeviren : Ayşe Berktay), s. 74.

[5] Yaşar Yücel, Ali Sevim, Türkiye Tarihi 3, Ankara 1991, s. 213.

[6] Donald Quatoert, Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922, (Çeviren : Ayşe Berktay), s. 73-78.

[7] Akdes Nimet Kurat, A.g.e., Ankara 1993, s. 112-115.

[8] Mehmet Saray, Türk-Rus Münasebetlerinin BirAnalizi, İstanbul 1998, s.41.