Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Avrupa Devletlerinin Osmanlı İçerisindeki İsyanlara Karışmaları

AVRUPA DEVLETLERİNİN İSYANA KARIŞMALARI

 Daha önce de değinildiği üzere, özellikle Avusturya Başbakanı Metler-nich’in etkisiyle Avrupa devletleri kutsal ve Dörtlü İttifak prensipleri doğrultu­sunda  Rum   ayaklanması  karşısında  yansız  kalmışlardı.   Fakat  Rus  Çan  I. Aleksandr’ın ölümü (l  Aralık  1825) üzerine yerine geçen I.   N i k o -l a’ n ı n Mora ayaklanmasına müdahalesi sonucunda Rum isyanı, uluslararası bir çekişme sorunu durumuna gelmiş oldu. Böylece her Avrupa devleti sözkonusu sorunu kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarına göre çözümleme politikası izlemeye başladı. Rumları destekleyip Türklere düşman olan yeni Rus Çan, Mehmet Ali  Paşa’ nın Rum ayaklanmasına müdahalesini hoş karşılamadıktan başka, onun Girit ve Moraya dolayısıyla Doğu-Akdeniz’e hâkim duruma gelmesini Rus çıkarlarına aykırı görmekteydi. Herşeyden önce Rus çıkarlarını koruma amacıyla Çar I. N i k o l a; Prut Irmağı boyunca askerî yığınaklar yaptıktan hemen sonra da Osmanlı Hükümetine bir ültimaton göndererek Bükreş Antlaşması’am uygulan­ması biçimine itirazda bulundu ve bu konuların çözümlenmesi amacıyla da iki devlet arasında birbuçuk ay içinde bir toplamtı düzenlenmesini istedi (17 Mart 1826).[1]

Rum ayaklanmasının bastırılmak üzere olduğu sıralarda buna başka bir devletin kanşmasına neden olmak istemeyen Osmanlı Hükümeti, çarın bu isteğini kabul etti. Bunun üzerine Akkerman’da bir araya gelen Osmanlı ve Rus delegele­ri, yapılan görüşmeler sonucunda Akkerman Sözleşmesi’ni kabul ve imza ettiler (7 Ekim 1826). Sözleşme maddelerine göre (özetle):

I — Sırbistan’a, muhtariyeti onaylanarak bir anayasa verilmesi,

II — Eflak ve Boğdan’a Rum beyleri yerine çann onayıyla yerli Rumen bey­lerinden voyvada atanması,

III  — Kafkasya ve Rumeli sınırlann da birtakım yeni düzenlemelerin yapılma­sı,

IV  — Rus gemilerine Osmanlı liman ve karasularında bazı ticari imtiyazlar verilecek; Garp ocaklan gemilerinin Rus ticaret gemilerine herhangi bir biçimde zarar vermeleri önlenecek, aksi takdirde doğacak zararları Osmanlı Devleti karşıla­yacak,

V  — 1812 Bükreş Antlaşmasında kabul edilen maddeler, eksiksiz olarak uy­gulanacak.

Görüldüğü üzere bu sözleşmede, Rum ayaklanması biç sözkonusu edilmemiş, ancak Rusya, Osmanlı Devletinin ciddi zorluklar içinde bulunduğu bu sıralarda birtakım ticari haklara kolaylıkla sahip olmuştur. Fakat bununla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü prensibini savunan İngiltere, Rusla­rın Osmanlı Devletinden ticari ve siyasî bazı haklar elde etmesinden endişe ve te­laşa düşmüştü. Rum ayaklanması karşısında yansız kalmayı yeğleyen İngiltere, Mehmet  Ali  Paşa’nın   Girit ve Morayı yönetim altina geçirmesi, yeni kurulması düşünülen bir Yunan devletini himayesi altına almak suretiyle Rus­ya’nın Akdeniz’de güçlü bir durumuna gelmesi ihtimali ve nihayet ülkesindeki ka­muoyunun artan baskısı karşısında Rum sorunuyla yalandan ilgilenme zorunlulu­ğunu duydu. Bu düşünce ve görüşlerin ışığı altında İngiltere, kendi koruması alnında oluşturulacak bir Yunan devletini benimsediği için Rusların bu konudaki anlaşma önerisini kabulde hiçbir sakınca görmedi. Bu amaçla İngiliz hükümeti, Wellington’u St. Petersburg’a göndererek, Akkerman Sözleşmesinden önce Rusya ile St.Petersburg Protokolünü, kabul edip imzaladı (4 Nisan 1826).

Bu Protokol “a) Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğuna vergi ödemek suretiyle bağlı muhtar bir devlet durumuna sokulacak, b) Bütün Türkler Yunanistan’dan çıkartılacak, c) İn­giltere ve Rusya, bütün çıkar düşüncelerini bir yana bırakıp, bu öneriyi Osmanlı Devletine kabul ettireceklerdir” maddelerini içermektedir. Bağımsız bir Yunan devletinin kurulması amacıyla düzenlenen protokol, Avusturya, Fransa ve Prus­ya’ya bildirildi. Avusturya ve Prusya’nın bunu reddetmesine karşılık, kendisine karşı kurulan kutsal İttifak\ yıkmayı amaçlayan Fransa, sözkonusu protokolü te­reddütsüz kabul etti; bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya, kabul edilen pro­tokol hükümlerini uygulamayı kararlaştırdılar ve bunu Osmanlı Hükümetine bil­dirdiler. Osmanlı Hükümeti, “sözkonusu bu protokolün İngiltere, Rusya’ya da baş­ka hiçbir devletin Osmanlı İmparatorluğu topraklan hakkında herhangi bir karar verme yetkilerinin bulunamayacağı bakımından padişah nazarında hiç önem taşı­madığını” bildirdi. İşte bu nedenle Avrupa devletleri, Yunan sorununun çözümlenmesinde Osmanlı Devletine karşı cephe alıp birleşmişlerdir. Esasında bu sıralarda birbirine yaklaşma çabası içinde bulunan Fransa ve Rusya, Yunan soru­nu lehine birlikte girişimlere başlamak üzere idiler.[2]

 

Hem iki devletin böylece bir­leşmelerini kendi çıkarlarına aykırı gören İngiltere, Fransa ve Rusya ile bir anlaşma yapma eğilimindeydi. Böylece İngiltere, Fransa ve Rusya’nın temsilcileri Londra’da yaptıkları görüşmelerden sonra Londra Anlaşması’nı kabul edip imzaladılar (6 Temmuz 1827). Bu anlaşma maddelerine göre “Osmanlı Devleti, St. Petersburg Protokolün’de belirlendiği üzere muhtar Yunanistan bağımsız bir devlet olacak, Yunanlılar, bütün Yunanistan ve adalardaki Türk mallarına sahip» olacaklar bunla­rın kabulü için Osmanlı Devletine bir ay süre tanınacak, kabul edilmemesi duru­munda ise her üç devlet, Yunan isyancılarına yardım edecekler, Osmanlı devleti­ne ise bu anlaşma maddelerini kuvvete başvurup kabul ettireceklerdir”. Bu karar­lar adlan geçen devletlerce Osmanlı hükümetine bildirilecek (16 Ağustos 1827) “aynen uyulması” işlenmişse de Osmanlı hükümeti “tek yanlı alınan bu kararların içişlerine kanşma niteliği” gerekçesiyle kabul etmedi, çünkü Rumlara bağımsızlık tanındığı takdirde ilerde imparatorluk içinde bulunan öteki toplumlara da tanın­ması sözkonusu olabileceği, dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü demek olacaktı,

İşte bu nedenle Osmanlı Hükümeti, sözkonusu önerileri kabule yanaşma­ma hususunda kesin karar aldı. Osmanlı Devletinin bu kesin tutumu karşısında sözkonusu St.Petersburg ve Londra Antlaşmalarında alınan kararlan silah gücüyle kabul ettirmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Rusya, ortak askeri harekata başlaya­rak Akdeniz’deki donanmalarıyla Mora’yı Osmanlı Devletiyle ilişkisini kesmek üzere, kuşatmaya başladılar; daha sonra da Osmanlı ve Mısır savaş gemilerinin demirli bulunduğu Navarin limanının giriş kısmını kontrol altına aldılar. Çok geçmeden müttefikler adına İngiliz amirali Codrington, İbrahim Paşa’ya anlaşma önerisinde bulundu. Fakat İbrahim Paşa, “Başkent İstanbul’dan bu konuda herhangi bir talimat gelmeden bunu kabul edemeyeceğini” bildirdi.

[1] Abdülkadir Özcan, “Karlofça” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 24. İstanbul 2001, s. 525

[2] Mücteba İlgürel, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, s.156.