Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Bozkır Kültürünün Temelleri

İlk çağlarda, coğrafi bölgenin insanlar üzerindeki etkileri düşünüldüğünde Bozkır ikliminin de birçok bakımdan, eski Türklerin yaşam biçimlerine, örf, adet ve geleneklerine doğrudan etkide bulunduğu görülür. Eski çağlarda, ilk kültürlerde kendi bölgelerinin şartları içinde özlülük kazanacaklarından, orman kavimleri asalak kültürü, ziraata elverişli yerlerde oturanlar köylü kültürünü ortaya koymuşlar, bozkırdakiler bozkır kültürünü meydana getirmişlerdir.

Bir kültürün teşekkülünde, coğrafya unsurundan sonra kültürün ortaya çıkarılıp geliştirilmesinde başlıca amil olan insan unsuru en az coğrafya kadar önemlidir. Kültürün temel karakterinin oluşum ve gelişim sürecinde insanların belirli bir coğrafya üzerinde bir araya gelerek – ayrı bilinçle hareket ederek – aynı ortak değerlere sahip olmaları cemiyet olduklarının bir göstergesidir. Dolayısıyla cemiyet unsuru kültürün teşekkülünde diğer önemli unsurdur.[1] Sonuç olarak kültürün 3 temel dayanağı bulunmaktadır; coğrafi çevre, insan unsuru ve cemiyet. Bu durumun doğal bir sonucu olarak, farklı coğrafi bölgelerde yaşayan, farklı karakterlere sahip insan gruplarının varlığı, birbirinden farklı kültürlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. 3500 yıllık hayatı bozkır şartları içinde geçen Türk topluluğunun da kendine özgü bir kültüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ortaya çıkan bu kültüre, Türklerin yaşadıkları sahadan dolayı Bozkır Kültürü[2] denilmektedir.

Bozkır kültüründe at ve demir iki temel unsurdur. Bozkır kültürü kendine has bir hukuk anlayışına sahiptir. Başlı başına bir kültür tipi olduğu için, din, düşünce ve ahlak yönlerinden de tamamlanarak bir manevi değerler birliği meydana getirmiştir. Bu vesileyle Bozkır kültürüne yalnız ekonomik açıdan bakılması yanlıştır.

Bozkır kültürünün menşei hususunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bozkır kültürünün, atlı göçebelikten ibaret olduğu ve esasında at yetiştiricilik ve çobanlıktan oluşup M.Ö. 5–4 yy. da ortaya çıktığı şeklindeki bu görüş sağlam temellere dayanmamaktadır.[3] Türk kültürü hakkında araştırmalar yapan yabancı yazarların bu görüşleri de konuya açıklık getirmesi bakımından önemlidir;

O.Menghin; “atın ehlileştirilmesi ve umumiyetle hayvan yetiştirilmesi gibi medeniyet tarihindeki çok önemli bir safhanın Türklerin ataları ile yakından ilişkili olduğunu” ifade etmiştir. W. Koppers ; “Atın ehlileştirilmesi ve atlı çoban kültürünün ortaya konması ilk Türklere bağlanabilir. İnsanlık tarihinde ulaşılan bu başarı kavimlerin ve diğer kültürlerin gelişmesinde fevkalâde neticeler doğurmuştur. Tarihi bağlantıların gösterdiği gibi büyük devlet esası için gerekli şartlar ancak bu şekilde belirebilmiştir.”[4]

Eski çağlardan itibaren Türklerin, sosyo-kültürel, siyasi, iktisadi ve dini hayatında “at” merkezi bir rol oynamıştır. Türkler, sürüler halinde yetiştirdikleri atın hem etini yerler hem kurban olarak sunarlar hem de yabancı ülkelere ihraç ederek ekonomilerini güçlendirirlerdi. M.S. 4–6. asır Batı kaynaklarında ve M.S. 7–10. asır Bizans kaynaklarında Türklerin ata olan yakınlıkları; “…at başka bir kavmi yalnız sırtında taşıdığı halde, Türk at üstünde ikamet eder… Türkler sanki at üstünde doğmuşlardır. Yerde yürümesini bilmezler…”[5] gibi cümlelerle ifade edilmektedir.

Bozkır kültürünü yerleşik kültürden ayıran pek çok fark vardır. Yerleşik insan elindeki arazinin sağladığı imkânlar ölçüsünde yaşarken, Bozkırlı, sürülerin beslenme ihtiyacını karşılamak için yeni otlaklar peşinde iklimden iklime koştuğundan “dünyayı dar gören” bir kişiliğe sahip olmuştur. Yerleşik insanda kendi ailesinin menfaati dışına çıkmadığından bir cemiyet bilinci gelişmemiştir. Bozkırlı; kalabalık sürülerin sevk ve idaresi, yaz-kış onların beslenme, barınma ihtiyaçlarının giderilmesi, otlakların diğer sürü sahipleri ile paylaşımı için anlaşmalar yapılması ve aralarındaki anlaşmazlıkların çözülmesi için bir hakem heyeti ve başkanlığı tesis etme ihtiyacı doğmuştur.

Sürü sahiplerinin aralarında yaptıkları ittifaklar sonucu daha büyük ve kuvvetli bir teşkilat kurarak buna meşruiyet kazandırmak istemişlerdir. Böylece bozkırlı, çobanlığın geliştirdiği sevk-idare kabiliyeti ve emretme-itaat alışkanlığı hayvan sürülerinden insan kütlelerine intikal ettirmek suretiyle beşeriyet tarihinde çok etkili bir dinamizm içine girerek bambaşka bir dünya görüşü kazanmıştır. Bu durum bütün yönleriyle tarihte ilk sosyal organizasyonun açık belirtisidir.[6] Türklerin “yerleşikler” üzerinde kolayca siyasî hâkimiyet kurmalarını da demir madeni sağlamıştır. Gerçek demir çağı bu madenden bol miktarda alet ve silah yapılması ile başlar. Bu imkânda Altaylar’da Yenisey nehrinin kaynak bölgelerinde mevcut olmuştur.

İslam öncesi Türk devletlerinde el sanatlarının da gelişmiş olduğu görülmektedir. Demirci ve madenci Türk topluluklarında kılıç, kalkan, mızrak ve ok uçlarının en iyisi yapılırdı. Hareketli bozkır hayatına uygun şekilde taşınabilir eşya üzerindeki sanatlar ilerlemiştir. İhtiyaçlara göre sandalye, masa, dolap, karyola gibi ev eşyaları, mutfak takımları, göçlerde kullanılan araba ve atlar için gerekli malzemenin en iyisini yapıp satan esnaf ve zanaatkârlar vardır.[7] Türk siyasi ve sosyal hayatında ata kutluluk derecesinde önem verdiren ve destanlarında, yeminlerinde bağlılığını dile getirdiği demir ve demirciliği de aynı kutsal mertebeye yükselten bu kültür, Türklerin atalarını diğer topluluklardan çok farklı bir dünya görüşü ve yaşayış tarzına götürmüştür.

 

[1] Kafesoğlu, 2005: 214,215.

[2] Kafesoğlu, 2005: 217.

[3] Kafesoğlu, 2005: 218.

[4] Kafesoğlu, 2005: 218,219.

[5] Kafesoğlu, 2005: 220.

[6] Kafesoğlu, 2005: 221-224.

[7] Gülçin Çandarlıoğlu (2002): İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, İstanbul: Türk Dünyası Araştırma Vakfı, s.79