Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Viyana Kongresi

VİYANA KONGRESİ

Bütün dünya, Viyana’da toplanacak kongreyi bekliyordu. Viyana kongresi, eşi görülmemiş bir  devletler meclisidir ki, Av­rupa’nın devletler hukukunu değiştirmiş mülkî ve siyasî işleri  birleştirmiştir.[1] Bu kongrenin neticeleri, nice yıllar Avrupa devletlerince düştür sa­yılmış, birisi,  bundan ayrılacak olsa, öteki devletler onu bu usule zor­lamışlardır.[2] Avrupa devletleri, bundan böyle gasp işine kıyam edecek devletin aley­hine ititfak kurmağa bu mecliste karar vermişlerdir. Böylece Napolyon’un gasp ettiği memleketler sahiplerine verilmiş ve Avrupa haritası yeniden çi­zilmiştir. Alman birliğinin temel nizamları, bu kongrede yapılmış, zenci ve köle alıp satmanın ilgası burada kararlaşmıştır.

Bu kongreye katılan Lord Kasternag, Kont Nesilrod, Baron Humbold ve Prens Taleyrand ve Meternich Avrupa’nın en ünlü diplomatları idi.

Başlangıçta, kongreye yalnız muharip devletlerin murahhasları ça-ğırılmışsa da, sonradan devleti âliye hariç, bütün Avrupa devletleri davet edilmiştir. Bu müzakerelerde her devletin bir alâkası vardı. Devleti âliye de murahhas göndermeğe yetkili idi. Fakat, iç buhranlar yüzünden dış işlerle gereği gibi ilgilenemiyordu. Zaten Selim III vakasında telef olan zatların yerleri boş kalmış ve devlet adamı yetişmemişti. Bu kongreye mü­zakereleri dinlemek üzere pek çok politikacılar katıldığı gibi, sırf seyretmek ve, eğlenmek için de pek çok kimse Viyana’da toplanmış ve şehir bir düğün îvine dönmüştü. Avrupa imparatorunun sarayında sekiz: hükümdar ve nice hükümdar oğulları misafirdiler. Bu Avusturya için gurur verecek bir şey idiyse de mas­raf pek çoktu. Müttefik delegeleri müzakerelere 1814 Eylülünün 16 sında başladılar. Meseleler ikiye ayrılmıştı. Birisi devletler arasındaki münasebetler: Av­rupa’nın önemli işleri ve Napolyon’un gasp ettiği yerlerin bölüşülmesi, İkinci Alman birliğini tanzimi idi. Bu iki konu birer komisyona havale edildi. Eylülün yirmisinde bu hususta bir tutanak kaleme alınarak Avusturya, Rusya, Prusya murahhası buna itiraz ederek müzakerelere Fransa ve İs­panya’nın da katılmasına istemişti. Nihayet kongreye 1814 de yapılan Paris andlaşmasına katılan dev-etlerin iştirak etmesine karar verildi. Bu devletler arasında Fransa, İspanya, Portekiz ve İsveç de vardı. Böylece devletler sekize çıkıyordu.

Sekiz Ekim’de kaleme alınan ve sekiz devletin delegelerinin imzaladığı Beyannamede, müzakere olunacak hususların devletler hukukuna göre ele olması öngörülüyordu.

Kongrede teşrifat nameleri de hayli yer alıyordu. Bu hususu halletmek Üzere ayrı bir komisyon seçildi.

Kongreden önce Avrupa’nın Fransız ihtilâlinden önceki şekline ge-tirilrnesi konuşuldu ise de yirmi senelik değişikliklerin buna imkân vermeyeceği anlaşıldı.

Fransızlar, eski krallık usulüne döndüklerinden mesuliyetten sıyrılmrşlar ve suçu Bonapart’a yüklemişlerdi. Ondan da tazminat almak mum­cun değildi.

Kongreden maksat Fransız ihtilâlinin tekerrünü önlemekti. Onun için toprak paylaşılmasında mutedil davranmak gerekiyordu. Taleyran’ın işe karışması konuşmaları uzatıyordu. Her devlet daha fazla toprağa sahip olmak istiyordu. Fransızlar menfaatten ziyade şan ve şöhrete düşkün bir millet ol­duklarından, eski hudutlarına dönmeği kabul etmekle beraber, yine büyük bir devlet hüviyetini korumak istiyorlardı.[3]

Taleyran’ın entrikaları bazı hükümdarları müşkül duruma düşürmüş ve pişman duruma getirmişti. Kongrenin bir türlü neticelenemeyen görüşmeleri uzayıp giderken, ümitsizlikten dağılma tehikesi baş gösterdi. Aralık ayı başında her tarafta harp hazırlığı başladı. Fransızlar bile ha­zırlanıyordu. İngiltere Belçika’daki askerini bir yere topluyordu. Avusturya, Ruslara karşı Moravya’da asker topluyordu.

Bir ara, Prusya; Avusturya, İngiltere delegeler ile birlik olarak Paris andlaşmasının tatbikini sağlamak üzere yüz ellişer bin askerle bir ordu kur­mağa karar verdiler.

Bu andlaşma o kadar gizli tutulmuştu ki Aleksandır aylarca haber ala­mamıştı. Nihayet Fransızlar ifşaatta bulunmuşlardı.

Viyana’da bulunan hükümdarlar, Ocak ayının 21 inde 16 ncı Lui’nin öl­dürülmesinin yıldönümünde yapılan büyük âyin için siyah elbiseler giyerek Viyana katolik kilisesinde toplandılar.

Murahhaslar kongrede böyle çıkmaz müzakerelerle meşgulken Napolyon Elbe adasından kaçıp Fransa’ya gelmek üzere hazırlanmaktaydı. 18 inci Lui yapılan anayasayı tasdik ile Meşruti sistemi kabullenmiş ise de asilzadelerin teşvikile hürriyetleri kısıtlaması halkı aleyhine çevirmişti. Aslında Anayasada asilzade sınıfı ipka olunmuşsa da imtiyazları tam olarak iade edilmediğinden onlar da hoşnut değildi.

Hükümette olanlar Bonapart’ın silâh arkadaşlığını yapmış olan as­kerlerden çekmiyorlardı. Bu duruma bakarak Bonapart’ın Elbe’de kalması tehlikeli görüldüğünden, Fransız murahhasları Viyana kongresinde Na­polyon’un Sent Elen adasına sürülmesini istemişlerdi. Buna Napolyon’a en çok sahip çıkan Rus imparatorunun da muvafakat ettiği Napolyon’un ku­lağına gitmişti. Napolyon’un yanında bin kadar hassa askeri ve iki general ve beş altı gemiden mürekkep bir küveti vardı. Oradan Fransız ahvaline bakıyor ve halkın memnun olmadığını görerek Fransa’ya geçerse iyi karşılanacağını ve tekrar Fransa tahtına çıkabileceğini tahmin ediyordu. Şubat’m 26 sında askerine hareket emrini verdi. Asker, “Ya Paris, ya ölüm!” diye bağırıyordu.

Bonapart anne ve hemşiresini Elbe’de bırakıp mevcut askerini ve yüz at ile mühimmatını altı gemiye yükliyerek denize açıldı. Gemide Fransız halkına hitaben kaleme aldığı beyannameleri askerleri beyaza çekti. Fırtınalı bir de­nizde geçen zahmetli bir yolculuktan sonra l Mart günü Juan körfezine ulaştı. On beş sene önce Mısır’dan dönüşünde ayak bastığı yerde karaya çıktı.

Beyannameler dağıtarak Gat şehrine vardı. Halktan pek çok saygı gö­rüyordu.

Safrot tarafına geçerken karşısına General Marşan’ın bir taburu çıktı. Napolyon bu taburun karşısına çıkıp göğsünü açarak: “içinizde im­paratoruna silâh atacak kimse varsa işte buradayım” dedi.[4]

Taburun kumandanı ateş kumandasını verdiği halde asker bir ağızdan: “Yaşasın imparator” diye bağırınca halk da onlara iştirak etti. Bonapart bu taburu da maiyetine alarak Grönobl’a yürüdü. Oradaki yedinci alay da kendi tarafına geçti.

Durumu haber alan 18 inci Lui kurtarılması için meclise başvurdu ve askeri kazanmak için bizzat kışlalara gittiyse de bir şey elde edemedi.

Bonapart bir engelle karşılaşmadan 20 Mart’tâ Paris yakınındaki Fon-tenblo’ye vardı.

O gün Lui kaçtı. Fontenblo halkı candan bir karşılama yaptı. Napolyon aynı gün akşam debdebeyle Paris’e girdi. Bir damla kan dökmeksizin hü­kümeti eline aldı. Bonapart’m hoyrat yiğitliği denmeğe lâyık olan cesaretine ve Fran­sızların da derhal ona itaatine bütün dünya şaştı. Yalnız, Bonapart sa­nıyordu ki müttefikler artık harp külfetine katlanamazlar ve kendisile teker teker barış yaparlar. Oysa Viyana kongresi henüz dağılmamıştı. İş buraya geldikten sonra artık, Bonapart ile anlaşamazlardı. Bu sebepten hemen Bel­çika’da bir büyük ordu toplamağa başladılar.[5]

Napolyon da tevekkülle harp hazırlığına başladı. Fransızları gayrete getirmek için tam özgürlük vaadetti. Oysa bu, kral taraftarlarını so­ğutuyordu. Cumhuriyet taraftarları da ona tam güvenemiyorlardı. Çünkü, güven denen şey kazanılıp kaybedilirse geri gelmesi güç olur. Bonapart va­kitle halkı çok ağlattı. Âlemin güvenini kaçırdı, şimdi dara geldiği için yap­tığı vaatlere halk güvenemiyor ve eski fedakârlığı gösteremiyordu.[6]

Napolyon’un neferleri cesur insanlar idiyse de kumandanları hep yaşlı ve harpten usanmış adamlardı. Kendisinin sıhhati de iyi değildi. Bununla beraber Napolyın, bütün Avrupa’ya karşı koymak üzere ordusuyla Bel Orada   İngiliz   Generali   Velington,   Prusya   Generali   Bulcher   ku­mandasında 230.000 kişilik bir kuvvet bulunuyordu. Bonapart’in ordusu 120.000 kişilik idi. İki ordu Vaterlo’da kar­şılaştığında Fransız ordusundan kral taraftan General Burmon ile birtakım subaylar müttefikler tarafına geçti. Çarpışma Haziran’in 15 inde başladı. Napolyon, İngiliz ve Prusya ordularını birbirinden sökmek için ikisinin ara­sına girdi ve hemen Bluher üzerine saldırarak, onun ordusunu bozguna uğ­rattı. Fakat 18 Haziran’da yapılan büyük harpte Napolyon’un ordusu perişan oldu. Napolyon hemen Paris’e döndü. Vekiller ve devlet büyükleri, ona ta­raftarlık gösteriyorlarsa da Meclis muhalifti. Napolyon imparatorluktan istifaya mecbur olarak hiç olmazsa oğlunu Fransız tahtına çıkarma ümidile, İngilizlere sığındı. Müttefikler ise onu adını silmek kararında idiler. İngilizler de onun Av­rupa’da bulunmasını caiz görmediklerinden Ağustos’un dördünde Plimut li­manından bir gemiye bihdirerek Sent Elen adasına sürdüler.

Bonapart 15 Ekim’de adaya vardı ve ömrünü orada tamamladı. Bu ikinci imparatorluğu yüz gün sürdü. Vaterlo zaferinden dolayı Vel-lington’a İngilizler Mareşallik rütbesi verdiler.

Viyana kongresi fesholunmamıştı. Fakat, Napolyon’un Fransa’ya çık­tığı haberi yıldırım gibi erişmiş, müzakereleri duraklatmıştı.

[1] M. Cavit Baysun, “I. Abdülhamid” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, C. 1, s.216.

[2] Abdülhaluk Çay, “Coğrafya-Tarih”, Türk Dünyası El Kitabı, C. 1,İstanbul 1998, s. 401.

[3] Mehmet Saray, A.g.e., İstanbul 1998, s. 45-47.

[4] Münir Aktepe, “III. Ahmet”  Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul 1989, s.45.

[5] Abdülkadir Özcan, “Karlofça” Maddesi, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 24. İstanbul 2001, s. 539.

[6] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. 4, Ankara 1978, s. 402.