Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

Giriş

Kayıt Ol

Yunan Devletinin Bağımsızlığını Kazanması

BAĞIMSIZ YUNAN DEVLETİNİN KURULUŞU

 Yukarıda söz konusu edildiği gibi Osmanlı Devletinin Edime Antlaşması ile bağımsız bir Yunan devletinin oluşturulmasını içeren Londra Protokolu’nu (22 Mart 1829) kabul etmesi sonucunda, İngiltere ve Rusya başta olmak üzere öteki Avrupa devletleri, bunu gerçekleştirmek amacıyla derhal harekete geçtiler. Şöyle-ki: Edirne Antlaşması’nm Osmanlı Devleti ve Rusya tarafından onaylanmasını izleyen günlerde, özellikle İngiltere’nin çaba ve etkinlikleri sonucunda “bir Yunan devletinin kurulup sınırlarının belirlenmesi” amacıyla Osmanlı Devletiyle, Avrupa devletleri arasında, Londra’da bir toplantı düzenlenerek müzakerelere başlandı. Fakat Yunanlılar, Londra Protokolu’nda İngiliz, Fransız ve Ruslar tarafından Yu­nanistan sınırlan olarak belirlenen sınırlan, az ve yetersiz bulmakta ve bunun da­ha da genişletilmesini istemişlerdir; aynca büyük Avrupa devletleri, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmekte idiler, işte bu nedenlerle görüşmeler, son derece hareketli geçmiş ve oldukça uzun sürmüştü. Tamamlanan görüşmelerde, özellikle İngiltere’nin önerileri kabul edilmek suretiyle bir protokol düzenlenip imza edildi (3 Şubat 1870). Bu protokol kapsamına göre, “esas topraklan Mora Yarımadası’nda olmak üzere sınırları, Mora’mn kuzeyinden geçerek Attik Yarımadası ile Kiklat Adalarını içine alan bağımsız bir Yunan devleti kuruluyordu; Prens Leopoldvon Sachsenkoburg da kral sıfatıyla devletin başına getiriliyordu”. Fakat bu prens, henüz krallık tahtına oturmadan atandığı bu görevden istifa etti. Bu nedenle yeni bir kral atanıncaya değin, devleti, geçici bir yönetimin yönetmesi kararlaştırıldı. Londra’da, alınan bu karar, Avrupa devletlerinin İstanbul’daki elçi­leri aracılığıyla Osmanlı Hükümetine bildirilerek “Protokol’da belirlenen sınırlarıyla kurulan bağımsız Yunan devletinin onaylanmasını isteği (8 Nisan 1830), Avrupa devletlerinin sürekli baskıları karşısında esasen artik hiçbir direnme gücü kalmamış olan Osmanlı Hükümeti tarafından kabul edildi. (24 Nisan 1830). İşte oldukça uzun süreli siyasi ve askeri mücadele ve çekişmelerden sonra bağımsız bir Yunan devleti kurulmuş oldu. Fakat bununla birlikte henüz kuruluş etkin­likleri evresinde bulunan Yunan ülkesinde iç huzursuzluklar o kadar ileri git­mişti ki, nerdeyse bir iç savaş çıkmak üzere idi. Durumu yakından izleyen İngilte­re, Fransa ve Rusya yeni Yunan devletinin bütün sorunlarını tam anlamıyla çözümlemek için Londra’da yeni bir toplantı düzenlemek zorunluluğunu duydular. Yapılan bu toplantıda, daha çok toprak isteyen Yunanlıların bu istekleri doğrul­tusunda bir anlaşma yaptılar (Mayıs 1832); buna göre yeni Yunan devletinin ku­zey sınırını Artavolo oluşturuyordu ki, buna göre Yunanlılar, Mora ile Attik Yarımadalarının tamamına sahip olmuşlardır. Bundan başka her iki yarımadanın etra­fındaki bütün adalarla birlikte Kuzey – Sporadlar ve Eğriboz adalan dahil, Ege denizindeki adalar Yunanistan’a verildi; daha sonra da Bavyera kralı Louis’in oğlu Otto’yu Yunan Kralı olarak seçtiler. Böylece büyük Avrupa devletleri, Rumların ısrarları üzerine Osmanlı İmparatorluğundan bazı yerlerin de Yunan devleti sınırlan içine almaktan geri kalmadıktan gibi hemen hemen bütün Ege de­nizini Yunanistan’a bırakmışlardır. Daha sonra Yunan devletinin kurulmasını gerçekleştiren İngiltere, Fransa ve Rusya, yeni Yunan devleti adına Osmanlı hüküme­tiyle İstanbul’da bir toplantı düzenleyip görüşmelerde bulundular. Bu görüşmeler sonucunda Osmanlı Devletine kabul ettirmek zorunda bıraktıktan protokole göre, Osmanlı Devleti “Yunan devletinin son olarak belirlenen sınırlarını kabul etti; bu­na karşılık Yunan devleti, sınırlan içinde kalan Türk mal varlıklarının karşılığı olarak belirlenecek bir tazminat ödeyecekti”.[1] Fakat buna rağmen Osmanlı Devleti, herhangi bir savaşta yenilgi söz konusu olmaksızın siyasal yollarla kurulmasını ka­bul etmek durumunda olduğu Yunan devletine, daha çok toprak vermek zorunda bırakılmış oldu. İşte bağımsız Yunan devletinin böylece kurulmasından sonra Yu­nanlılar daima Türklerden yeni yeni toprak isteme yolunda cesaretle hareket etme olanağı elde etmiş oldular. Yunan devletinin kurulmasından sonra bir Türk gölü durumunda bulunan Ege denizi, artık bu niteliğini yitirmiş oldu; böylece Ege de­nizi, artık 1829 yılından itibaren emperyalist amaçlar beslemeyen Yunanlılarla başlayacak olan mücadele sahası konumuna gelmiş oldu ki, bu durumlarda Türki­ye bir Ege sorunu ile karşı karşıya gelmiş oldu. Bütün bu gelişme ve sonuçların yarattığı ortam dolayısıyla Ege denizinde başgösteren ve güvensizlik yaratan bu yeni statü, Osmanlı Devletinin güvenliğini tehlikeye düşürecek bir durum meyda­na getirdiği gibi, başkent İstanbul’a genellikle deniz bağlantılı olan imparatorluk topraklan üzerinde çeşitli nitelikte birçok olayların çıkmasında büyük etken olacak bir durum yaratmıştır. Bunlardan başka imparatorluk ülkesi sınırlan içinde başgösteren Sırp ve Rum ayaklanmaları sonucunda Osmanlı Devleti gerçekten bir Balkan sorunu ile baş başa gelmiş oldu ki, bu sonuç, büyük Avrupa devletlerinin Osmanlı İmparatorluğunun içişlerine karışmalarına neden oldu. İşte böyle bir du­rumu yaratmaya başaran Avrupa devletleri, yeni yeni çıkarlar sağlamak amacıyla ülke içindeki Hıristiyan halkları kışkırtarak devlete karşı isyan durumuna getirmiş­lerdir. Osmanlı Devletinin bu faaliyetinden faydalanmak isteyen başta Mısır valisi Mehmet Ali Paşa olmak üzere, daha ilerde değinileceği gibi, bazı Osmanlı valileri, bağımsızlık yolunda birtakım hareketlerde bulunmaya başlamışlardır.[2]

[1] Niyazi Akşit, Emin Oktay, Tarih-II, İstanbul 1964, s.78.

[2] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. 4, Ankara 1978, s. 358.