Cevap ( 1 )

  1. (MÖ. 3200/3000-2000) İlk Tunç Çağı, Geç Kalkolitik Çağ’ın sonlarından Anadolu’da yazının kullanımına kadar olan çok uzun bir süreyi kapsamaktadır. Kendi içinde üç alt evreye ayrılan (İlk Tunç Çağı I-III) bu dönemin ilk evrelerinde daha çok, Kalkolitik Dönem’in ta­rıma dayalı köy kültürü sürdürülmektedir. Özellikle verimli ovalarda kurulmuş olan yerleşmeler, yine birtakım kültür bölgelerine ayrılmıştır. Doğu, Güneydoğu, Orta Anadolu ve Batı Anadolu olmak üzere doğal sınırlarla belirlenmiş olan bu kültür bölgelerinden Doğu Anadolu kendine özgü ayrı bir kimlik taşır. Güneydo­ğu Anadolu ise büyük ölçüde Mezopotamya’nın etkisi altındadır.

    Toplumların daha iyi örgütlenebildiği bu çağda yöneticiler güçlü bir sınıf olarak ortaya çıkmıştır ve Anadolu bu yöneticilerin önderliğinde feodal sistemin egemen olduğu irili ufaklı birçok beylik arasında paylaşılmıştır. Tapınak, saray ve idari binalara sahip, çevresi surlarla tahkim edilmiş anıtsal girişli yerleşmeler bu çağ için karakteristiktir. Çanakkale yakınlarındaki Troya I-V, Aslantepe (Ma­latya), Karataş Semayük (Antalya-Elmalı), Norşuntepe (Elazığ Altınova) bu tip yerleşmelerin en etkileyici örnekleridir. Bu yerleşmelerde ortaya çıkarılan saray yapıları ise toplumun giderek hiyerarşik bir düzenin en üst kademelerine doğru ulaşmakta olduğunun açık göstergeleridir. Bu durum Alacahöyük’teki zengin ma­denî buluntulara sahip mezarlardan da anlaşılmaktadır.

    Dönemin sonlarında Orta Anadolu’da etkin bir beyliğin merkezi gibi görünen Alacahöyük’ün en önemli özelliği Kral Mezarları olarak adlandırılan 13 adet gö­müdür. Bu mezarlıktaki gömülerin dönemin beyleri ve eşlerine ait olduğu düşü­nülmektedir. Mezarlarda ele geçen çok sayıdaki armağanlar, Troya II yerleşmesin­de ele geçen Troya hazinesi olarak tanımlanan buluntular ile çağdaş olup benzer nitelikte altın, gümüş, elektron, tunç ve demirdendir. Bu mezar hediyelerinin en il­ginçlerini geyik ve boğa figürlü, son derece karmaşık ve gelişmiş dökme ve döv­me teknikleriyle yapılmış tunç diskler oluşturmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, önceki çağların tarım, dokumacılık, çömlekçilik gibi buluşlarına, daha etkili silah ve aletlerin, daha zarif takıların yapılmasını sağlayan, çağa adını veren tuncun eklenmesi dönemin en belirgin özelliğidir.

    Dönem içinde gelişen madencilik teknikleri çerçevesinde Anadolu’da biri Tro­ya yöresinde, diğeri ise Orta Anadolu ve Karadeniz bölgeleri arasında yer alan iki yerel madencilik okulunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Troya, Alacahöyük, Hasanoğlan, Mahmatlar, Horoztepe, Eskiyapar, îkiztepe ve Aslantepe kazılarından çı­kan madeni buluntular, bugün Anadolu Uygarlıklarının en seçkin örneklerini oluşturmaktadır. Bu döneme özgü bir diğer önemli teknolojik gelişme, ilk kez İlk Tunç Çağı II evresinden itibaren Anadolu’da çömlekçi çarkının kullanılmaya baş­lamış olmasıdır. Troya tabakasında ortaya çıkan çömlekçi çarkının, Mezopo­tamya’dan deniz yolu ile Troya’ya geldiği düşünülmektedir. Bir başka teknolojik buluş ise kağnı biçimindeki dört tekerlekli arabadır.

    İlk Tunç Çağı’nda zengin bir uygarlık yaratan Anadolu toprakları, özellikle Me­zopotamya’daki güç odaklarının ilgisini çekmiştir. Akkad İmparatorluğu kralların­dan I. Sargon ve Naram-Sin’e ait yazılı belgelerde adının geçmesiyle birlikte Ana­dolu Ön Tarih / Protohistorik Çağı’na girmiştir (MÖ. 3 binyılın ikinci yarısı). Bu yazılı belgelerde Anadolu toprakları için Hatti Ülkesi adı kullanılmıştır. Bu isim Anadolu’nun bugün için bilinen en eski ismidir ve Assur yıllıklarında görüldüğü üzere MÖ. 7. yüzyıla kadar kullanılmaya devam etmiştir. Ülkeye adını veren Hat- tiler, MÖ. 3. binyılın ortalarından itibaren Orta Anadolu Bölgesi’nde Kızılırmak ya­yı içinde küçük beylikler hâlinde yaşayan bir topluluktur ve daha sonra bu bölge­de kurulan Hitit Devleti’nde nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturmuşlardır. Dille­ri, bilinen dil ailelerinden hiçbirine dahil değildir.

    Anadolu’nun zenginliğini fark eden Assurlu tüccarlar, Anadolu’nun altın ve gü­müşünü elde edebilmek için Mezopotamya ile Anadolu arasında yoğun bir ticaret ağı kurmuştur. Bu ticaretin Anadolu’ya sağladığı en büyük kazanç Assurlu tüccar­lardan yazıyı öğrenmeleri olmuştur (MÖ. 2000/1900). Yazının Anadolu’ya girme­siyle Anadolu Uygarlık Tarihi’nin ikinci evresi, yani Anadolu’nun Tarihî Çağlan başlamıştır.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .