Cevap ( 1 )

  1. İlk dönemlerde beytülmâlin muhafaza ve idaresinde kadıların önemli rol üstlendikleri görülmektedir. Hicrî 70-83 (689-702) yılları arasında Mısır kadısı olan İbn Huceyre aynı zamanda Mısır beytülmâlinden de sorumlu idi. Bu dönemlerde devlete ait birçok fonksiyon camide icra edildiği gibi bazı bölgelerde beytülmâl de camide korunmaktaydı. Mısır beytülmâlinin ilk devirlerde Fustat’taki Amr b. Âs Camii’nde bu iş için yaptırılan bir bölümde muhafaza edildiği bilinmektedir. Endülüs’te de sadece vakıf gelirlerinden veya müslümanların yapmış olduğu yardımlardan oluşan ve genel beytülmâlden ayrılması için “beytü mâli’l-müslimîn” denilen mallar şehirdeki en büyük camide ve başkadının nezâreti altında muhafaza edilmekteydi. Böylece beytülmâlin ikiye ayrıldığı ve genel hazinenin yanı sıra özel birtakım gelirlerin saklandığı daha dar kapsamlı bir beytülmâlin ortaya çıktığı görülmektedir. Burada genellikle şer‘î vergiler toplanmaktaydı. Beytülmâl adı daha ziyade bunun için muhafaza edilmiş ve kadıların denetim görevi de çoğunlukla bu beytülmâl üzerinde olmuştur. Diğeri ise bütün devlet gelirlerinin toplandığı ve “hizânetü’l-âmme” denilen genel devlet hazinesidir. Beytülmâlin halkın paralarını muhafaza etme fonksiyonunun olduğu da söylenebilir. Bazı kaynaklarda müslümanların emanet bıraktıkları mallardan oluşan beytülmâli genel beytülmâlden ayırmak için birinciye “beytü mâli’l-kudât” denmekte ve sadece bunun kadının idare ve nezâretinde olduğu belirtilmektedir (Tyan, s. 407). Fâtımîler’de ve Memlükler’de de beytülmâl üzerinde başkadının bir nezâret görevinin olduğu anlaşılmaktadır.

    Devlet mallarının halifenin şahsî malı sayılmadığı anlayışı Hz. Peygamber döneminden itibaren mevcuttur. Hz. Ebû Bekir’in halife olduğu halde Ömer’in teklifine kadar şahsı için beytülmâlden harcama yapmadığı ve beytülmâl karşısında kendisini sadece bir kamu görevlisi olarak gördüğü bilinmektedir. Ancak halifeye ait şahsî malların beytülmâlden ayrı bir kurum olarak teşkilâtlanması (aş.bk.) sonraki dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bu tür mallar Emevîler devrinde devlet hazinesinden ayrı mütalaa edilmiş ve Emevî halifeleri bazı harcamalarını şahsî mallarından yapmışlardır. İlk Emevî halifesi Muâviye, Sâsânî hükümdarlarının özel mülklerini kendi ailesi için muhafaza etmiş ve belirli harcamalarını bu mallardan yapmıştır. Bu malların Abbâsî halifeleri tarafından da aynı maksatla kullanıldığı ve Abbâsîler döneminde söz konusu malları idare etmek üzere özel bir divanın kurulduğu görülmektedir. Bu tür mallara “beytülmâl-i hâssa” (beytü’l-mâli’l-hâssa), devlete ait diğer mallara da “beytülmâl-i âmme” (beytü’l-mâli’l-âmme) denilmesi Abbâsîler döneminde ortaya çıkmış ve beytülmâl-i hâssa tabiri muhtemelen ilk defa Abbâsî Halifesi Hâdî tarafından kullanılmıştır. Onun zamanında beytülmâl-i âmme ve beytülmâl-i hâssadan vezir İbrâhim el-Harrânî sorumlu idi. Ayrıca beytülmâl-i hâssanın başında “sâhibü beyti’l-mâli’l-hâssa” denilen bir görevli bulunmaktaydı. İki hazine arasındaki sınır zaman zaman beytülmâl-i hâssa lehine aşılmışsa da tam tersinin vuku bulduğu ve beytülmâl-i hâssanın fevkalâde zamanlarda beytülmâl-i âmmeyi takviye için kullanıldığı da olmuştur (örnekler için bk. Mez, I, 210-211; Levy, s. 306-307). Bu ayırım daha sonraki İslâm devletlerinde de görülmektedir. Memlükler’de sultanın şahsî malları Dîvân-ı Hâs denilen ayrı bir divan tarafından idare edilir, başında bulunan kimseye de “nâzır-ı hâs” denirdi. Osmanlılar’da da aynı şekilde devlet hazinesine dış hazine, Hazîne-i Âmire, sultanın hazinesine iç hazine veya Enderun Hazinesi denilmekteydi.

    Beytülmâl teşkilâtının Abbâsîler döneminde en gelişmiş düzeyine ulaştığı görülmektedir. Beytülmâle giren ve çıkanların kayıt ve idaresiyle sorumlu olmak üzere müstakil bir divan (Dîvânü beyti’l-mâl) bulunduğu gibi Dîvânü’l-harâc, Dîvânü’s-sadaka, Dîvânü’l-cünd ve Dîvânü’n-nafakat gibi divanların da beytülmâl idaresiyle yakın ilişkisi söz konusudur. Özellikle vilâyetlerdeki Dîvânü’l-harâc’lar devlet hazinesi yerine kaimdi. O bölgedeki memurların maaşları ve ordunun giderleri bu divandan karşılanır, artanlar nakit para veya mal olarak Bağdat’taki merkez beytülmâline gönderilirdi. Dîvânü beyti’l-mâl’de her grup mal için müstakil bir sicil tutulurdu (bk. DİVAN).

    Osmanlılar’da beytülmâl “devlet hazinesi” anlamında kullanılmışsa da bu tabir daha sonra yerini hazine veya hazîne-i âmire terimlerine bırakmıştır

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .