Cevaplar ( 2 )

  1. Balkanların kuzeyinde harekatta bulunan Osmanlılar, Sofya dışında bütün bölgeyi fethe başlamışlardı. 1372’deki ikinci Çirmen zaferiyle Batı Trakya ve Makedonya’daki Sırp kuvvetlerini bozmuş olan Osmanlıların bu başarıları, kendilerine Makedonya ticaret yollarını açmıştı. Çirmen savaşında Güney Makedonya’daki Sırp kralı ile kardeşleri hayatlarını kaybetmişler ve dolayısıyla Türk fetihleri sonucunda Batı Trakya ile Makedonya’nın bir kısmı ellerinden çıkmıştı. Bu savaş sonucunda Evrenos’un kuvvetleri tarafından ikinci kez ele geçirilen Gümülcine’den başka Gümülcine’nin batısındaki Borla, İskeçe ve Marolye’yi fethettikleri gibi vezir Kara Halil’de  Kavala, Drama, Zihne ile Makedonya Sırp krallığının önemli kentlerinden olan Serez ve Karaferye’yi fethetti. (1372) ; başta Serez olmak üzere, bölgeye Anadolu’dan oymak kuvvetleri getirilerek yerleştirildi. Evrenos Bey uç şehri sayılan Serez’i kendisine merkez yaptı. Daha önce görüldüğü üzere, imparatorun oğlu Selânik valisi Manuel Serez’i ele geçirmek için şehirde bir isyan çıkarttıysa da vezir Halil Hayrettin Paşa’nın süratle harekete geçmesi sonucunda bu isyan bastırıldı. Bu başarılardan sonra Osmanlı kuvvetleri, Vardar vadisine girdiler, artık kendilerine karşı koyacak bir kuvvet kalmamıştı. Böylece bir iki yıl içinde Vardar’ın doğusundaki bölge Osmanlı hakimiyetine geçti, akıncı kuvvetleri de Balkan yarımadasının batısına akınlar yapmaya başladılar. Öte yandan Bulgar kralı, Şişman’ın Samakov’da, Makedonya Sırp kralıyla birlikte yenilgiye uğramasından sonra Köstendil’in fethi doğal bir duruma gelmişti. Demir madenleriyle ünlü olan Köstendil ve çevresinin fethi sonucunda buradaki Bulgar prensi Kostantin, Osmanlı tâbiiyetine vergi ve asker vermeyi kabul etmek zorunda kaldı.

      Böylece Osmanlıların Makedonya’yı fethedip Kostendil’e yaklaşmaları, Yukarı Sırbistan Despotu Lazar’ı Sultan Murat ile anlaşmak zorunda bıraktı. O da Osmanlılara vergi vermeyi ve askeri yardımda bulunmayı kabul etti. Böylece kral, prens ve despotların Osmanlıların yüksek hakimiyetini tanıyarak vergi vermeyi, gerektiğinde yardımcı kuvvet vermeleri, büyük ölçüde fetihler yapmakta olan Osmanlı Devleti için büyük bir kazanç ve başarı oldu.

    Sultan Murat ertesi yıl, Vize sancakbeyi Şirmerd Bey’in imparatorun Vize Taraflarını yağma akınlarına uğrattığı haberi üzerine hemen Gelibolu’ya geçip ordusunu Malkara’da topladıktan sonra kuvvetlerinin bir kısmını İpsala yöresindeki Firecik kalesinin fethine gönderdi, kendisi de Çatalca’ya yürüyerek İnceğiz, Çatalburgaz ve Polonya kalelerini fethetti. Lala Şahin Paşa’da Firecik kalesini fethetmişti. Bu başarılı seferler sonunda, Bizans imparatoru barış yapmak zorunda kaldı.

    Sultan Murat’ın tahta çıkışından sonra ve savaşların devam ettiği sıralarda bazı mali ve askeri ihtiyaçlara göre teşkilat yapılmıştı. Devletin bir hazinesi vardı bu nedenle de vergilerin konması gerekliydi. O sıralarda kazasker olan Çandarlı Kara Halil ile bilgin Molla Rüstem’in tavsiyeleriyle savaşlarda alınacak her bir tutsağa 125 akçe değer biçildi. Bunun beşte biri olan 25 akçe veya beş tutsakta bir tutsak alınması, kanunlaştırılıp pençik kanunu adı verildi. Bu vergilerin toplatılması için kumandanların yanına kadılar, Gelibolu iskelesine de pençikçi adıyla bir memur atandı. Bu tutsaklardan oluşan Acemi ve Yeniçeri Ocakları kuruldu. Tutsağa ihtiyaç olmadığı zaman tutsak başına alınan 25 akçe, hazineye gelir kaydediliyordu. 1373’ten sonraki sakin devrede de bazı icraatlar yapıldı. Rumeli harekâtının başlarında Aydın, Saruhan ve Karesi beyliklerinin Rumeli’de yaptıkları yağma akınları gibi, Osmanlılarında aynı şekilde hareket edecekleri sanılıyordu. Trakya’nın fethi, bu kanıyı silerek bunların yerleşmek üzere geldiklerini gösterdiği gibi, İkinci Çirmen savaşından sonraki Makedonya’nın istilası da bu yerleşme siyasetinin kesinliğini göstermişti. Osmanlıların birinci Çirmen zaferi onların Trakya’ya  yerleşmelerini kesinleştirmiş, İkinci Çirmen zaferi de Makedonya’nın kazanılmasını sağlamıştı. Rumeli’de askeri harekatın durdurulması, Sultan Murat’ın Anadolu’da bazı başarılar kazanmasına ve dolayısıyla Osmanlı sınırlarının genişlemesini sağladı. Avrupa yönünden Osmanlılara karşı her hangi bir hareket yapılamayacağını bilen Sultan Murat, 1376’da Anadolu’ya geçmişti. Rumeli harekatının bir süre için durdurulmasından sonra buralarda fethedilen topraklarda, tımar ve zeamet teşkilatı yapıldı ve her yere Türk kitleleri yerleştirildi; il ve ilçelerde dini, bilimsel ve sosyal kurumlar oluşturuldu, böylece il ve ilçeler bu kurumlarla süslenerek Türk-İslam şehirleri haline getirildi. Bununla birlikte Osmanlı ordu kumandanları, harekatın şimdilik durması nedeniyle daha sonra girişilecek fetihler için yeni yeni planlar hazırlamaktaydılar. Birbirlerine rakip hatta düşman olan Cenevizliler ile Venedikler arasındaki Bozcaada sorunundan dolayı meydana gelen savaş, kuzey İslavlarının Macarlara karşı olan nefretleri ve Bulgaristan’ın karışık durumu, Osmanlılara karşı yeni bir ittifak, yada saldırı tehlikesi olmadığını açıkça göstermekteydi. Bütün bu sebeplerle 1376’dan itibaren Rumeli’de harekata son verilerek birtakım askeri teşkilat ve ıslahat yapıldı; özellikle Kara Timurtaş Paşa’nın tavsiyesiyle, tımarlı teşkilatı değiştirilerek ihtiyaca göre ıslah edildi. Yine onun tavsiyesiyle kapıkulu askerlerinden maaşlı süvari ocağı kurulduğu gibi seferlerde malzemenin korunması ve süvarilerin hayvanlarına bakmak amacıyla Voynuk sınıfı oluşturuldu. Yine bu barış döneminde Murat’ın büyük oğlu Yıldırım Beyazıt ile Germiyan hükümdarı Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun’un nişanları ve düğünleri yapıldı. Süleyman Şah, kızının çeyizi olarak Kütahya, Tavşanlı, Emet (Eğrigöz), Simav şehir ve ilçelerini Osmanlılara bıraktı. Sultan Murat oğlunun düğünü dolayısıyla davet ettiği Hamidoğlu Hüseyin Bey’in değerli armağanlarla gönderilen elçiye, Hüseyin Bey’e ait bazı yerlerin kendisine satılmasını bildirmiş ayrıca Hamidoğluna da aynı şekilde haber göndermişti. Bayezid’in düğününden sonra Kütahya’ya gelen Sultan Murat’ın kendisine karşı yürüdüğünü sanan Hüseyin Bey, Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir, Karaağaç ve Isparta’yı Seksen bin altın karşılığında sattı. Böylece Osmanlılar, Karamanoğulları Beyliği’nin batısındaki şehirlere sahip olmuş bulunuyorlardı. Bu sonuçla Karamanlı Beyliği, kuzey ve batı yönünden Osmanlılarla sınırdaş olmuştu.

     Rumeli’de belirli bir süre için ara verilen askeri harekat, 1380’de yeniden başladı. Osmanlıların Balkanlar’daki durumlarını sağlamlaştırmaları için Sofya, Niş ve Manastır’ın fethi gerekliydi. Sofya’nın fethi Bulgaristan’daki Osmanlı hakimiyetinin güven altına alınması, Niş’in fethi ise Yukarı Sırbistan’ın kapısına dayanmak demekti. Osmanlıların Vardar önlerinde sadece akıncı olarak kalmayıp Arnavutluk’a doğru ilerleyebilmeleri için Manastır’ın hareket üssü olarak elde bulundurulması gerekliydi. Bu nedenle Sultan Murat, Anadolu’dan Rumeli’ye geçmeden önce Makedonya’da harekata geçilmesini emretti. Böylece çok geçmeden 1380’de Vardar’ın sol kıyısındaki İştip fethedildi. Daha sonra büyük bir orduyla Vardar ırmağını geçen Timurtaş Paşa, 1382’de Manastır’ı daha sonra da Pirlepe’yi fethetti. Ertesi yılda Arnavutluk ile Bosna taraflarına keşif niteliğinde akınlar yapıldı. Böylece Manastır Arnavutluk’a ve Kuzey Epir’e yapılacak harekat için üs durumuna getirildi. 1385 yılında Balaban kuvvetleri tarafından kuşatılan Sofya uzun bir direnişten sonra teslim oldu. Yukarı Sırbistan’a yapılan harekat sırasında Timurtaş Paşa’nın oğlu Yahşi Bey, 1386’da Niş’i fethetti. Ticaret yolu üzerinde ve Sırbistan’ın kapısı konumunda olan Niş, daha önce Türk akıncıların eline geçmişse de sonradan terk edilmişti. Niş’in fethi üzerine çok ciddi duruma düşen Sırp despotu Lazar, daha önce yapılan bir anlaşma ile Osmanlılara vermeyi kabul ettiği ekserin sayısını ve ödemekte olduğu verginin miktarını da arttırdı.

  2. Sırpsındığı Savaşı’nda uğradıkları ağır bozgunun yaralarını sarmak isteyen Sırp Kralı, I. Murat’ın Anadolu’da bulunmasından faydalanarak OsmanlI Devleti’ni hazırlıksız yakalamak istedi. Bu amaçla Makedonya’daki Sırp prensliklerinin de desteğiyle Edirne’ye doğru ilerleyişe geçti. Ancak Evrenuz Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri ile girdiği savaşta kendisi hayatını kaybederken ordusu da bozguna uğramaktan kurtulamadı.
    1371 yılında Meriç Nehri kıyısındaki Çirmen’de yapılan bu savaşın sonunda Makedonya yolları Osmanlılara açılırken Kavala, Drama ve Serez Osmanlı topraklarına katıldı. Ayrıca Makedonya’daki Sırp prensleri, Bulgar Kralı ve Bizans imparatoru Osmanlı hâkimiyetini tanıdı. Böylece Osmanlı Devletinin Balkanlardaki ilerleyişi hız kazandı.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .