Cevap ( 1 )

  1. H.762/M. 1361 Orhan Bey’in 11 yaşındaki oğlu Halil, denizde Foça’lı korsanlar tarafından yakalanıp Foça’ya kaçırılmıştı. Orhan Bey oğlunu kurtarmak için Bizans imparatoruna başvurdu. Bu durumdan yararlanmak isteyen imparatorda Orhan Bey’le bir anlaşma yaptı. Buna göre, Osmanlı hükümdarı, Bizans topraklarına karşı her türlü taarruzu durdurarak barış yapmayı taahhüt ediyor, ayrıca Foça’lılara karşı gönderilecek gemilerin masrafını üzerine alıyor, imparatorun eski borçlarını affediyor ve Trakya’da imparatora karşı duran Mateos Kantakuzenos’a yardımdan vazgeçerek imparatoru desteklemeyi vaat ediyordu. bu sonuncu madde çok önemliydi. Osmanlılar Edirne ve Dimetoka merkez olarak Trakya’da İstanbul’a karşı mücadele eden Kantakuzenos’un 1346’dan beri sadık müttefikleriydiler. Bu ittifak sayesinde Rumeli’de yerleşme imkanını bulan Osmanlılar imparator tahttan çekildikten sonra oğluna yardım ederek Trakya’da durumlarını kuvvetlendirip yeni faaliyet sahaları buluyorlardı. Onlara karşı İstanbul’da imparator Yuannis Palaeologus ise Sırpların ve Bulgarların işbirliğine güveniyordu. İmparatorun amacı İstanbul’da büyük bir telaş uyandıran ve rakibi Matteos’u tehlikeli bir rakip yapan Osmanlı kuvvetlerinin ilerlemelerini durdurmak, mümkün olursa onların işgali altında olan Trakya şehirlerini boşalttırmaktı. Bizans kaynaklarına göre Süleyman Paşa Bizansa karşı daha yumuşak bir siyaset güden hasta ve ihtiyar babasından farklı olarak bu fütuhatı sürdürmek istiyordu.

    O, gazânın devamı ve Osmanlı devletinin Avrupa’da yayılması bakımından çok önemli olan bu köprü başının tahribine göz yummanın büyük bir fedakarlık gerektirdiğinin farkına varmıştı.

    Süleyman Paşa ölmeden önce cesedinin Bolayır’da gömülmesini ve asla düşman eline bırakılmamasını vasiyet etmişti.

    Halil’in Foça’lılar tarafından esir edilmesinden sonra Süleyman’ın ani ölümü üzerine hasta ve ihtiyar Osmanlı hükümdarının ümitsizliği ve kederi kaynaklarda geçmektedir.

    Yeni şartlar altında V. Yuannis’in Bizans tahtı üzerinde durumu kuvvelenmiş oluyordu. Buna karşın Orhan Bey’in bütün kaygısı oğlu Halil’i esaretten kurtarmaktı. Bunun için Yuannis’i donanma ile (Bizansın o sırada üç kadırgası vardı.) Foçalılara karşı bizzat gitmeye zorladı. İmparator 1358 baharında hareket etti. Orhan Bey, Foçalıları karadan sıkıştırmak üzere Saruhan Beyi İlyas Beyle de anlaşmıştı.  

    Foça birkaç kez kuşatılmasına rağmen bir sonuç alınamadı. 1359 baharında Kadıköy’e gelen Orhan Bey ile imparator arasında elçiler vasıtasıyla yapılan görüşme sonunda Orhan Bey Halil’i kurtarma fidyesi olarak yüz bin altına yakın para teslim etti. O sene yaz ortasında imparator tekrar Foça’ya geçerek şehrin hakiminden Halil’i teslim aldı. Halil, İstanbul’a getirilerek burada bir süre kaldı. Büyük bir merasimle 10 yaşındaki İrini ile nişanlandı. Halil, kendi şahsında Osmanlılarla Bizans arasında barışı temsil etmekte idi. İznik sancağı tekrar Halil’e verildi. 

    1357-1359 arasındaki devre Osmanlılar için Rumeli fütûhatında bir duraklama devridir. Fakat diğer taraftan, bu iki yıl süresince Anadolu’dan gelen göçmenlerle Rumeli’de kurulmuş olan köprü-başı güçlendirilmiş ve burada daha büyük bir hamle için yeni kuvvetler toplanmıştı.

    Osmanlı ordusunun sol kolunu kumanda eden Evrenos ve Hacı İlbeyi’nin kuvvetleri Malkara ve İpsala’yı alıp güneye inerek Dedeağaç’ı(Meğri) fethetti. Ve daha sonra da Dimetoka işgal edildi.

    Bu sırada bütün kumandanların davetiyle Lüleburgaz’da toplanan savaş meclisinde alınan kararla Beylerbeyi Lala Şahin Paşa, büyük bir orduyla Edirne üzerine hareket etti. Bulgarların Rumlara yardım etmeleri ihtimaliyle Karadeniz kıyısına doğru ilerleyen bir kısım kuvvetler Kırklareli’ni fethetti. Serez ve Drama taraflarında bulunan Sırpların da müdahaleleri düşünülerek sol kanadı yöneten Evrenos Bey’in kuvvetleri Dimetoka’nın batısına doğru sevk edilerek savunma önlemleri alındı. Babaeski Pınarhisar arasındaki Sazlıdere’ye kadar gelmiş olan Rum ve Bulgar kuvvetleri ile yapılan meydan savaşında düşman kuvvetleri mağlup edilerek Edirne fethedildi

    Şehirdeki Rum kumandanı, maiyetiyle birlikte Enez’e gelip oradan da Sırbistan’a kaçtı. Sultan Murat, Beylerbeyi Lala Şahin Paşayı Edirne’de bırakarak Dimetoka’ya gitti. Ve bir süre için burasını kendisine karargah yaptı.

    Murat Gazi kendiliğinden teslim olan Trakya kalelerini (Banatoz, Misini gibi) yağma ve tahripten koruduğu ve halkı yerinde bıraktığı, fakat itaat etmeyenleri fetihten sonra yağma ve tahrip ve halkını esir etmiştir.

    Sultan Murat faaliyetlerine devam etti. Lala Şahin’i bir kısım kuvvetle Filibe ve Zagra’ya sevk ettiği gibi Evrenos Bey’i de Batı Trakya’ya Gümülcine’nin fethine gönderdi. Lala Şahin Paşa Filibe’yi kuşattı. Çok geçmeden direnmeyi sürdüremeyen kale muhafızı teslim oldu. Ve ailesiyle birlikte Sırbistan’a gönderildi. Evrenos Bey’de Gümülcine ile yörelerindeki bazı yerleri fethetti. Edirne’den sonra Filibe’nin alınması, Bizans, Bulgar ve Makedonya’daki Sırpların birbirleriyle olan bağlantılarını kestiği gibi, bu memleketleri de tehdit etmekteydi. Bu sebeple Balkan devletleri, Filibe ve Edirne’nin alınmasını gerekli görüyorlardı. Bunun sonucunda Doğu Trakya’da yayılmakta olan Türk istilasını önlemek amacıyla imparator V. Yuannis ile Venedik doçu arasında bir ittifak yapıldı. Fakat Osmanlılar fethettikleri yerlere sürekli olarak Anadolu’dan Türk kitleleri getirterek özellikle kıyı bölgelerini de ellerinde tuttuklarından ayrıca Türk yönetiminin adil olması sebebiyle yerli halkta herhangi bir isyana kalkışmıyordu. Böylece söz konusu ittifaktan olumlu bir sonuç alınamadı. Bu sebeple imparator Osmanlılarla anlaşmak zorunda kaldı. Bu önemli anlaşma gereğince imparator, Osmanlıların fethettikleri yerleri, kendisinin veya Sırpların geri almaya girişmeyeceklerini ve Osmanlıların  Anadolu’da yapacakları askeri harekatta yardım etmeyi de kabul etmişti.

    Osmanlıların Rumeli harekatındaki başarıları sonucunda imparatorla yapılan bu barış, Trakya’nın geleceğini belirliyordu. Özellikle Trakya ovasının kaybedilmesi, Bizansın gelirine önemli bir etki yapmış, hazine sadece Selânik ve İstanbul gümrük vergileri ve belediye gelirleriyle beslenmeye başlamıştı. Osmanlılar ise kesin olarak Balkanlarda yerleşme siyasetini izlediklerinden Sultan Murat, 1363 yılında Cenevizlilere 60 bin altın ödemek suretiyle önemli miktardaki Türk kitlelerini Anadolu’dan Trakya’ya naklettirmişti. Fetihlerin genişlemesi sebebiyle ordunun şer’i işlerine bakmak ve hükümdarla birlikte seferlerde bulunmak amacıyla, ilmiye sınıfının en yüksek derecesi verilen kazaskerlik memuriyet i oluşturuldu; ilk kez bu göreve Bursa kadısı Cendereli (Çandarlı) Kara Halil Efendi atandı. Söz konusu bu ilk askeri harekat ve yapılan barıştan sonra Osmanlı Devleti, ihtiyaca göre idari ve askeri teşkilatını yeniden düzenledi. Aslında fetihlerin süratle gelişmesi askeri ihtiyacı da arttırmıştı. Bu nedenle Orhan Gazi devrindeki yaya ve müsellem teşkilatını kuran Çandarlı Kara Halil’in tavsiyesiyle savaşlarda tutsak alınan Hıristiyan gençlerinden faydalanılarak yeni bir asker ocağı kuruldu. Böylece yüzyıllarca devam etmiş olan Yeniçeri ocağı ile bu ocağa alınacak çocukları terbiye edip yetiştiren Acemi ocağının temeli atılmış oldu çağdaş yabancı devletlerde mevcut olmayan bu tür yeni bir disiplinli yaya ordusu, bundan sonraki başarılarda önemli roller oynayacaktır.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .