Cevap ( 1 )

  1. Mısır, diğer Ön Asya krallıkları gibi mutlak bir krallıktı. Firavun sözcüğü büyük ev anlamındadır. Bu sözcüğün kral anlamında kullanılması Yeni Krallık Dönemi’nden itibaren kabul görmüştür. Firavun, tanrıların yanında gösterilir ancak tanrı değildir. Tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. Horus’u temsil eder, Güneş Tanrısı Ra’nın oğ­ludur. Orta Krallık Dönemi’nde firavunların firavunluğunun tanrılar tarafından onaylanması gerekir. Yeni Krallık Dönemi’de yaşayan firavunlar ise tanrısallaştırılmıştır. Firavun, tanrının temsilcisi olarak toprakların, malların ve insanların sahibi­dir. Firavun, uyruklarını beslemek, onların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak, ada­leti sağlamak ve yasaları yapmak ile görevlidir. Aynı zamanda ordunun başkomu­tanıdır. Tanrıların tapınaklarını inşa etmek, aynı zamanda da kültlerine nezaret et­mek zorundadır. Firavunun tanrılardan aldığı meşruiyeti genellikle babadan oğula ya da kardeşten kardeşe geçer. Erkek vâris olmaması durumunda kraliyet ailesin­den bir kızla evlenen erkek krallığa sahip olabilirdi.

    Firavundan sonra en önemli kişi, firavunun yardımcısı olan vezirdi. Merkezden atanan eyalet valileri, kral adına ülkeyi yöneten vezire karşı sorumluydular. Vezir, aynı zamanda baş yargıçlık görevini yürütüyordu, ekonomiden, hazineden ve bü­tün inşaat faaliyetlerinin denetiminden sorumluydu. 18. Sülale krallarından II. Amenofis (Î.Ö. 1427-1401) Dönemi’nden başlayarak, yönetim sorumluluğunu ül­kenin kuzeyinde ve güneyinde iki vezir paylaşmıştır.

    Memurlar okuma yazma bilenler arasından seçiliyordu. Tarla sınırı ölçme, ver­gi toplama, hukuk ve ordu ile ilgili işlere bakarlardı. Mısır, güçlü dönemlerde eya­letlere bölünerek idare edilmekteydi. Her eyaletin başında firavun tarafından tayin edilmiş bir vali bulunurdu. Bir başka sınıf olan rahipler din gücünü ellerinde bu­lunduruyorlardı. Memurlar ve rahipler devletin gücünü kaybettiği zamanlarda nü­fuz mücadelelerine girişmişlerdir.

    Memurlar ve rahiplerin altında çok geniş bir çiftçi tabakası vardı. Mülk ve top­rak daha Eski Krallık Dönemi’nden itibaren devlet malı sayılıyordu. Çiftçi tabakası çoğunlukla bağımlı durumdaydı. Bunlardan başka zanaatkârlar da başka bir sınıfı oluşturmaktaydı. MÖ. 2. binyıldan itibaren köleler de görülmeye başlar. Ancak Mı­sır’da köleliğin ekonomik bakımdan özel bir önemi olmamıştır.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .