Cevap ( 1 )

  1. Hz. Osman halife olduğu dönemde devletin maliyesi zor durumdaydı. Medine’den uzak bölgelerdeki askerî harekâtlarda yapılan harcamalar, fethedilen bölgeler için  yapılan masraflar nedenli ekonomik sıkıntı yaşanıyordu ve fetihlerin yavaşlaması nedenli ekonomik ve sosyal problemler baş göstermişti. Bu nedenlerle Hz Osman, Hz. Ömer zamanında halka bağlanan maaşları kesmiş ve vergileri artırmıştı. Ancak aynı zamanda valiliklere akrabalarını tayin etmiş, kendi kabilesi ve ileride Ümeyyeoğulları olarak anılacak gruba ayrıcalıklar tanımaktaydı. Bu sıkıntılara rağmen bazı kimselere ayrıcalıklar tanınması halkta tepkilere neden oldu. Bu durumdan faydalanan Yahudi asıllı Abdullah bin Sebe elebaşlığındaki bir grup, Kûfe ve Mısır’da isyanlar çıkardı. Çıkan isyanda Yemenli bir Yahudi olan el-Gafıkî Hz. Osman’ı şehit etti.

    Bu isyan ve cinayet Müslüman toplumunda ayrılıkların başlangıcı oldu .

    Hz Osman’dan sonra halife seçilen Hz. Ali, kendini iç karışıklıkların içinde buldu. İlk icraatı Hz. Osman zamanındaki olaylara sebep olduklarını düşündüğü valileri görevlerinden almak, yerlerine yenilerini tayin etmek oldu.

    Hz. Talha ve Hz. Zübeyr,  Hz. Ali’ye giderek  Hz. Osman’ın katillerinin bir an önce cezalandırılmasını istediler.  Ancak Hz. Osman’ın isyancılar grubu tarafından öldürülmüş olması, katillerin bir an önce bulunup cezalandırılmasını zorlaştırmaktaydı. Hz Ali suçlu ile suçsuz tam ayırt edilmeden verilecek kararlarda masum insanların da zarar görebileceğini ve İslam Devleti içinde parçalanmaların yaşanabileceğini söylemiş, Kur’an’ın “Velâ tezîrû vâziretün vizre uhrâ.”nassından hareket ile, “Birinin hatasıyla başkasının mesul olamayacağı” görüşünü ileri sürerek,  ani ve kesin karar vermek istememiştir.

    Hz. Zübeyr ve Hz. Talha, Hz. Ali’nin bu görüşünü öğrendikten sonra, Hz. Âişe ile Mekke’de görüştüler.
    Ali tarafından görevden alınan Şam Valisi Muaviye, Hz. Osman’ın katillerinin bulunarak cezalandırılmamasını bahane ederek ve Hz Osman’ı Hz Ali’nin öldürdüğü gibi bir iftira atarak; Hz. Ali’ye karşı Hz Ayşe, Hz Talha ve Hz Zübeyr ile muhalif bir grup oluşturdu. Bu düşünce ile Hz Ayşe 30.000 kişilik kuvvet ile Hz Osmanı öldüren âsilerin üzerine yürümek üzere Basra’ya gitmeye karar verdiler.

    Bu durumdan haberdar olan Hz. Ali, oluşturduğu kuvvetle Hz. Ayşe ve ordusunun peşinden gitti. Basra’da Hz Ayşe ve Hz Ali görüşmeler yaptılar ve Hz. Osman’ın katillerinin bulunması konusunda anlaşma sağlandı. Özellikle iki taraf da karşıdakiler saldırmadan bir savaşa tutuşmama kararı aldı. Fakat Hz. Osman’ın katledilmesinden sorumlu olan ve Hz Ayşe ve Hz Ali’nin sulhundan ziyade rahatsız olan münafık Abdullah bin Sebe kendilerinin cezalandırılacağını anlamıştır. Taraftarlarını toplayarak onlara:
    – “Ne yapıp yapıp savaşı kızıştırmanız ve Müslümanları birbirine düşürüp kırdırmanız lâzım. Şayet bir netice alamazsak, bütün gayretimiz boşa gider; hedefe varamamış oluruz.” demiştir.

    Bunun üzerine münafiklar savaşı başlatmak üzere bir plan hazırladılar. Gece  Hz Ali  ve  Hz Talha, Hz Zübeyr’nin çadırına ayrı ayrı baskın düzenlediler. Hz Ali ve Hz Talha/Zübeyr ne oluyor diye sorduklarında ise Abdullah bin Sebe’nin adamları her iki tarafa diğer tarafın gece baskın yaptığını söylediler. Böylelikle Hz Ali ve Hz Ayşe diğer tarafça sulh sözünün tutulmadığını düşündüler.

    Aralarında çıkan savaş on bin kişinin ölümü ile sonuçlandı. Hz. Talha ve Zübeyr bu savaşta şehit düştüler. Mücadelede Hz. Ali taraftarları üstün geldi ve Hz. Ayşe savaştan sonra Medine’ye gönderdi.

    Hz. Ayşe’nin devesinin etrafında cereyan etmesi dolayısıyla bu savaşa İslam tarihinde Cemel (Deve) Vakası denmiştir.

    Cemel Vakası İslâm âleminin ikiye bölünmesinde kilometre taşı olan olaylardan birisidir.

    Bu olaydan sonra Muaviye, Hz. Osman’ın katillerinin bulunmamasını gerekçe göstererek ayaklanma çıkardı. Ali elçi gönderdi ve Muaviye’yi ikna etmeye çalıştı ancak  başarısız oldu. Hz. Ali ayaklanmayı bastırmak için Sıffin Ovası’na Muaviye’nin kuvvetleri ile savaştı ve üstünlük sağladı. Bu esnada Muaviye bir savaş hilesine başvurdu. Mızraklarının uçlarına Kur’an sayfalarını takarak “Ey Iraklılar! Savaşı bırakalım, aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun!” diye bağırmaya başladılar. Bunun bir hile olduğunu anlayan Hz. Ali’nin tüm uyarılarına rağmen ordusundan birçok kişi savaşı bıraktı. Gelişmeler karşısında çaresiz kalan Hz. Ali, sorunun çözülmesi için hakem heyeti kurulmasını kabul etti. Hakemlerin görüşmeleri sonrasında alınan karara uymayan devlet adamı Amr Bin As, siyasi bir manevrayla halifeliği Muaviye’ye verdiyse de buna razı olmayan Hz. Ali, halifeliğe devam kararı aldı.

    Sıffin Savaşı’ndan sonra hakem tayin edilmesini kabul etmeyip Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan üçüncü bir grup daha ortaya çıkmıştır. Bunlar, İslam Devleti adına büyük bir sorun oluşturan Hariciler oldu ilerde meshep halini aldı.

    Onlara göre hakem tayin edilmesine, Ali’nin hakem heyeti kurulmasına razı olması Muaviye ile eşit şartlarda yargılanması anlamına geliyordu . Buna razı olmayan  bir grup, “Hüküm yalnızca Allah’ındır,” (En’am: 57) ayetini öne sürerek bu durumu protesto ettiler. Hz Ali’nin ordusundan ayrıldı. Bu grup hakem heyeti kurmanın Kur’an’daki “İki Müslüman gruptan biri diğerine saldırırsa, saldıranla (mütecavizle) Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın,” (Hucûrat:9) emrine karşı gelmek olduğuna inanıyorlardı.

    Bu olaylardan kısa süre sonra Haricilerden bir kişi, Hz. Ali’yi sabah namazını kıldığı esnada şehit etti

    Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı, İslâm tarihinde ayrılıkların ortaya çıkması nedeniyle önem taşır.

    Böylece İslam toplumu üç gruba ayrıldı.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .