Cevap ( 1 )

  1. Avrupa’nın yanı başındaki Endülüs, zengin bir kültür kaynağıydı. Daha onuncu asır başında Kurtuba’da, yalnız kataloğu 44 cilt tutan altı yüz bin el yazması eserle dolu kütüphaneler vardı.
    Kurtuba, Sevilla ve Toledo’ daki meşhur Arap yüksek okulları birçok batılı milletlerin talebelerini kendine çekmişti. Arap ilminin merkezi ve aynı zamanda içinde Avrupa’nın en büyük kütüphanesi bulunan Toledo’da 1130 yılında bir tercüme okulu kurulmuştu. Orada Başpiskopos Raymond’un himayesinde en meşhur Müslüman yazarların eserleri ile bunların evvelce Yunanca’dan Arapça’ya yaptıkları tercümelerin, Arapça’dan Latince’ye tercüme edilmelerine başlandı.

    Endülüslü Müslümanların şöhretleri, İspanya sınırlarını aşmış ve batının dikkatini üzerine çekmişti. Bundan dolayı Endülüs dışarıdan tahsil için gelen Hıristiyan talebelerin akınına uğramıştı.

    Fransız Başpapazlarından olan Sylvestre II onuncu asrın en parlak Hıristiyan şahsiyetlerinden biriydi. Tahsilini Toledo’da tamamlamıştı. Orada kaldığı üç sene içerisinde Müslüman ilim adamlarından matematik, astronomi, coğrafya ve sair ilimleri tahsil etmişti.

    İspanya’nın çok yakın olması ve iki memleket arasındaki gidip gelme kolaylığı sebebiyle Fransa’da, İslâm kültürünün tesiri, gayet kolay olmuştur. Arapların güney Fransa’nın bir bölümü ve İspanya’nın kuzeyinde bulunan Pirene Dağları’na yarım asırdan fazla süren hâkimiyetleri sırasında, birçok sanayi kolları, ziraat usulleri, herkesin kullandığı ve hepsi Arapların îcadı olan makineler, bostan kuyularında kullanılan su dolapları, güney Fransa’ya girmiştir.

    İspanya’ya giren Müslümanların hem fikrî hem de teknoloji ve ilim sahalarında üstün olmaları, Hıristiyanlara dînî özgürlük tanımaları, açtıkları okullara aldıkları öğrencilere dînî ayrım yapmamaları, İslâmiyet’in bir kısım İspanyollar tarafından kabulüne sebep oldu. İslâm’ı kabul etmeyen kısmı da İslâmiyet’in fikrinden, ilminden ve ahlâkından faydalandılar.

    Sicilya’yı iki yüzyıl hakimiyet altında tutan Müslümanlar, bu hakimiyetleri sırasında Hristiyanlara çok geniş haklar tanıdılar. Adayı baştanbaşa imar ettiler. Daha sonra Hristiyanların eline geçen adada Hristiyan krallar, Müslümanlara dokunmadılar. Saraylarında Şark modasına uygun elbiseler giyiyor, saraylarını Şark usulü döşetiyorlardı. Vezirleri, muhafızları, doktorları, aşçıları, müneccimleri Müslümandı.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .