Cevap ( 1 )

  1. Kültür sözcüğünün Latincede ekip ürün almak, üretmek anlamına gelen “cultura” sözcüğünden geldiğini ve birçok dünya dilinde aynı sözcüğün kullanıldığını duymuşsunuzdur. Arapçada kullanılan ve Türkçemizde de rastladığımız “hars” sözcüğü de “toprağın işlenmesi” anlamına gelir. Yine Türkçede kullanılan “ekin” sözcüğü de “kültür” sözcüğüyle eşanlamlıdır. Toprağı işleme, kültür olabileceği gibi, yemek hazırlama, ayin ya da oyun da kültürdür.

    Bu durumda, kültür sözcüğü, zaman içinde gelişimlerin değişimlerin ışığında öylesine zengin anlamlara bürünmüştür ki bu da şaşırtıcı değildir, çünkü «üretim» insanlık tarihinde sadece tarımsal düzlemde değil, düşüncelerin evrimi, teknik ve teknolojinin gelişimi düzeyinde de gerçekleşen bir olgudur ve bu tür değişimlerin hayat tarzlarından düşünme biçimlerine ve inançlara dek etkili olmaması olanaksızdır. Tarihsel bilgiler bize kültürün tüm toplumlarda mutlaka bir birikime dayandığını göstermektedir. Bu birikim, kültür tarihçilerine göre işleme (enerji, tarım, madencilik, metalürji, av ve balıkçılık hep işlemeyle gelişmiştir), zanaat (tüketim eşyalarını ve bununla ilgili teknik sorunların çözümüne yardımcı olacak mekânik nesneleri üretme), dönüştürme (maddeyi fiziksel, kimyasal, teknolojik olanaklarla başka bir nesneye dönüştürme, örneğin sentetik nesneler gibi) ve nihayet yaşam alanını yani mekânı değiştirme (inşaat, mimari, ulaşım için yollar, çevre düzenlemesi) eylemleriyle oluşur.

    Bütün bu eylemlerin farklı coğrafi alanlarda farklı topluluklar tarafından oluşturulması aslında dünya kültürünün özünü oluşturmaktadır ve bütün toplulukların er ya da geç karşılıklı ilişkileri ve haliyle karşılıklı etkileşim kaçınılmazdır. Bilim adamları kültür kavramını tüm toplumsal grupları düzenleyen organik kuralları, düşünsel eğilimleri ve sanatları, gelenek, görenek, inanç ve adetleri, aletleri ve tüketim maddelerini, ahlaksal kuralları, insanların gerçekleştirdiği yetenek ve alışkanlıkları içine alan bütünsel bir olgu olarak tanımlarlar. Bu çerçevede, insanlar, kültürün değişik durumlarıyla, özellikleriyle sık sık karşı karşıya kalırlar: sanat etkinlikleri, yemek kültürü, dünya kültür mirası, dans kültürü, kostüm giysi kültürü, Doğu kültürü, kültürlü insan gibi. Bu kısa adlandırmalardan kültürün insanların hayatında hem maddi hem manevi öğeleri barındırdığını, hem geçmişten gelen hem günümüzde oluşan birikimleri içerdiğini, kısacası hayatımıza biçim anlam veren her şey olabileceğini düşünmemiz gerekiyor.

    Kültürün değişik yönlerden gelen etkilere kapalı olduğu, değiştirilemez bir bütün oluşturduğu düşünülemez. Yine bugün içinde yer aldığımız küreselleşme aynı zamanda her tür kültürel iletişimdir. Dünya nüfusunun büyük bir kısmı hem kendi kültürlerinden uzaklaşmakta hem kendi kültürlerine sarılma gereksinimi duymakta, hem gelişmiş ülke kültürlerine hayranlık duymakta, hem de kültürel çeşitliliğin çelişkilerini yaşamakta ve gerektiğinde sert tepkiler de göstermektedir. Dünyayı kuşatan geniş bir enformasyon sisteminin varlığı, bireyi yeni kültürlere duyarlı kılmaktadır. Buna dünya sanayi markalarının her yerde kök salmasını, dünya dans türlerinin her yerde zevkle yapıldığını örnek gösterebileceğimiz gibi, insanların dünya çevre sorunlarına ve küresel ısınma sorunlarına olan duyarlılıklarını, eylemlerini, paylaşımlarını da örnek gösterebiliriz. Bu haberleşme sistemi aynı zamanda medeniyetler arası diyalogların başlamasına da olanak hazırlamaktadır. Örneğin dinler arası diyalogların başladığı görülmektedir. Yine, yerel kültürlerin modern iletişim teknolojileri sayesinde tanınmaya ve keşfedilmeye başladığını görüyoruz. Uzak Doğu sanatları ya da müziği, hatta yemekleri ve giyim tarzları, her yerde ilgi odağı olmuştur. Bunun tersi de olasıdır. O halde, UNESCO’nun resmi diliyle “dünya kültürünün bir belleği” vardır.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .