Cevap ( 1 )

  1.  Avrupa Ortaçağ felsefesi, dinsel öğretiler ve din-dünya görüşüne dayanır. Felsefe tartışmaları Ortaçağ boyunca inanç-Tanrı-bilgi ekseninde yoğunlaşmıştır. Bu çizgideki önemli düşünürlerden Aziz Augustinos (354-430) “Anlayabilmek için inanıyorum” düşüncesiyle felsefeyi dine tabi kılmış ve Hıristiyan dininin temel öğretilerini temellendirebilmek için Platon felsefesinden ve Yeni Plâtonculuktan yararlanmıştır. Buna göre Augustinos, inancı temel almış ve aklın görevinin inanç yoluyla bilinen şeyleri açıklamak olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle insan, ebedi ve ezeli, yani sonsuz varlık olan Tanrı’yı severek mutlu olabilir. O’na göre dünyadaki kötülüğün ve insanın günahkârlığının nedeni, maddi varoluş ve insanın içinde bulunduğu hayat koşulları değildir. Zira tanrının yarattığı madde kötü olamaz. Augustinos, Hıristiyan kilisesini Tanrı-Devletin yeryüzündeki temsilcisi olarak tanımlayarak bağnaz düşüncenin öncülüğünü yapmış ve sonraki yüzyıllarda belirleyici rol oynamıştır.

    Hıristiyan dogmatik düşüncenin temelinde  vardır. Bir başka Hıristiyan düşünür Aziz Anselmus ise (1033-1109), felsefe ve ilahiyatın birlikteliğine öncülük eden, dinsel inancı akılla açıklamaya girişen bir düşünürdür. Aziz Anselmus, inançla akıl ilişkisini gündeme getirerek akıl karşısında imana ya da inanca öncelik vermiştir. Ona göre inanç aklı tamamlayacaktır. 11. yüzyıldan itibaren Yunan filozoflarının çevirisi ve Arap filozoflarının yorumlarıyla din felsefesinin yeni bir seyir kazandığını gözleriz. Ortaçağ Hıristiyan Avrupasında Aristoteles felsefesi tartışmaları da ilginçtir. Bağnazlıktan dolayı Aristoteles yorumlamaları zaman zaman yasaklanmıştır.

     

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .