Cevaplar ( 2 )

  1. Osmanlı Devletinin çok uluslu bir yapıya sahip olması yani Osmanlı sınırları içinde yaşayan farklı milletten çok sayıda topluluğun bir arada yaşamasının hukuk alanına yansıyan sonuçları olmuştur. Hukuk alanında bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bazı milletlerin kendine özgü dini, siyasi ve hukuki anlayışları olduğundan hukuk kuralları oluşturulurken bu detaylar dikkate alınmıştır.

    Kapsayıcı ve eşitliği savunan milletler arasında ayırım yapmayan hukuki kurallar benimsenmiştir.

  2. Osmanlı Devleti’nin hukuk yapısı döneminde oldukça ileri bir seviyedeydi. 

    Gayrimüslimler hukuki ve yargı konularında özerliğe sahipti. Evlenme, boşanma, miras, vasiyet vb. hukuki işlemlerde (medeni)  kendi hukuklarına tabiydiler ve davalarına Cemaat Mahkemeleri’nde mensubu oldukları dinin cemaat teşkilatı bakardı.  Ayrıca Şeriye Mahkemelerine başvurma imkanına sahiptiler. Bu durumda gayrimüslimlere Şeri Mahkemelerde İslam hukuku Müslümanlardan farklı uygulanırdı. Örneğin içkiyle ilgili bir mevzuda Müslüman bir kişi gibi karar verilmezdi.

    Ancak 19.yüzyılda, özellikle Tanzimat döneminde  Batılı devletlerin baskısı ile Osmanlı hukuk yapısında değişiklikler yapıldı.  Dönemin padişahı 2. Mahmut’un aşağıdaki sözü Osmanlı’da halk arasında Müslüman, Hristiyan, Musevi fark gözetilmediği, çok uluslu bir yapıya sahip olsa da  bu toplumların hukuki açıdan ayrımcılık yapılmadan, eşit haklar verilmeye çalışıldığını göstermektedir.  Çok uluslu yapısına rağmen, eşitlikçi bakış açısına sahip olması, Fransız İhtilali’nin getirdiği ulusçuluk akımının etkisinden koruyup, Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtaracağını düşünmüştür.

    II. Mahmut’un: “Ben tebaamın Müslüman’ını camide, Hristiyan’ını kilisede, Musevi’sini de havrada fark
    ederim. Aralarında başka türlü bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavidir (sağlamdır) ve hepsi hakiki evladımdır.”  

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .