Osmanlı Ermenilerinin 1. Dünya Savaşı yıllarında Tehcir Edilmesi (Yeniden Yerleştirilmeleri) Hakkında Bilgi Verir misiniz?

Soru
, 1 Cevap 334 görüntüleme

Cevap ( 1 )

  1. Yüzyıl başlarına kadar Osmanlı toplumu içinde imtiyazlı bir hayat süren Ermeniler Tebaa-i sadıka olarak anılmışlar ve devletin önemli görevlerinde bulunmuş­lardır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ndeki Ermenilerin cephede ve cephe gerisinde düşmanla iş birliği yapmaları, isyanlar çıkarmaları, çeteler oluş­turarak eşkıyalık yapmaları ve Türk halkına akla gelmedik zulümlerde bulunmala­rı devleti oldukça zor duruma sokmuş ve tedbirler alınmasını gerektirmiştir. Esa­sen Rusya ile iş birliği içinde olan Ermenilerin devlete karşı faaliyetleri, Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na girmeden önce kontrol edilemez bir biçimde gelişme içindeydi. Bu dönemde bile Ermenilerin her türlü faaliyetlerine ve taşkınlıklarına rağmen Türk makamlarının serinkanlı ve sabırlı davrandıkları görülmektedir.

    Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesiyle birlikte Ermeni çeteleri, sa­vaşa giden orduların boş bıraktığı Doğu Anadolu’da Müslüman ahaliye saldırma­ya, köylerini yakıp-yıkmağa ve insanları öldürmeye başlamışlardır. Ermenilerin 1914 Şubat’ında Süleymanlı (Zeytun) kasabasını işgal ederek Müslüman halka soy­kırımda bulunmaları sadece bir örnektir. Türk ordusu Çanakkale’de savaşırken çok sayıda gönüllü Ermeni, Rus ordusunun yanında yer almış ve Türk askerlerine ar­kadan saldırmıştır. Osmanlı Devleti savaşa girdikten sonra 1914 yılı sonları ile 1915 yılı başlarında alınan tedbirlerin yeterli olmadığı ve istenen tedbirlerin uygulana­madığı anlaşılmaktadır. Osmanlı Hükümeti, Ermenileri silahlandırıp devlet aleyhin­de kışkırtan ve teşkilatlandıran komiteleri dağıtmak amacıyla 24 Nisan 1915 tari­hînde vilayetlere ve mutasarrıflıklara gizli bir tamim göndermiş ve Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşlarımın tutuklan­masını istemiştir. Bu tamim üzerine 235 kişi tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl kat­liam günü olarak kutladıkları, günümüzde de Ermeni soykırımının yıldönümü ola­rak kabul ettirmek istedikleri 24 Nisan’ın özelliği bu tutuklamalardan dolayıdır.

    Bu sırada 3. Ordu Kumandanı olan Mahmut Kamil Paşa, olayların önlenebilme­si için Ermenilerin başka yerlere nakledilmelerini teklif etmiştir. Devlet her cephe­de savaş hâlinde bulunduğu için vuku bulacak bir ayaklanma herhangi bir savun­ma cephesinin güvenliğini ihlal edebilirdi. Bu konuda Ahmet İzzet Paşa da “Erme­nilerin ayaklanma ve isyanda devam edecekleri ortaya çıktığından, hükümet için göçe teşebbüs zorunluydu. Bu tedbirin büyük bir araziye yayılmasında, çepeçevre tehdit altında bulunan bir memleket için mecburiyet vardı” demektedir.

    Başkumandan Vekili Enver Paşa 2 Mayıs 1915 tarihînde Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’ya gönderdiği yazıda Ermenilerin isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmaları­nı, uygulamanın yalnız isyan çıkarılan bölgelerdeki Ermenilere uygulanmasını iste­miştir. Bu yazıda Enver Paşa’nın Ermenilerin isyanlarını sürdürebilmek için toplu ve hazır bir hâlde bulunduklarını söylemesi tehcirin kaçınılmaz olduğunu göster­mektedir. 27 Mayıs 1915 tarihînde çıkarılan geçici bir kanunla asayişi bozan silah­lı saldırgan ve direnişçilerin tecavüz ve direnişleri sırasında imha, casusluk ve va­tana ihanet eden köy ve kasaba halkını başka yerlere sevk ve iskan etme yetkileri orduya devredilmiştir.

    Üç maddeden oluşan kanun şöyledir:

    1. Seferde ordu, kolordu, fırka kumandanları, bunların yardımcıları ve bağım­sız bölge komutanları halk tarafından herhangi bir surette hükümetin emir­lerine ve ülkenin savunmasına, güvenliği korumaya ilişkin uygulamalara karşı koymak, silahla saldırı ve direnme görülürse hemen askerî kuvvetle şiddetli biçimde cezalandırmaya ve saldırıyı bütünüyle yok etmeye yetkili ve zorunludur.

    2. Ordu ve bağımsız kolordu ve fırka kumandanları askerî kurallara aykırı ve­ya casusluk ve ihanetlerini hissettikleri köy ve kasabalar halkını ayrı veya topluca diğer yerlere sevk edilebilir ve yerleştirebilirler.

    3. Bu kanun yayın tarihînden itibaren geçerlidir.

    Ermeniler, kendilerine yapılan uyarılara rağmen Van, Bitlis vilayetleriyle Kara hisar (Şebinkarahisar) ve Amasya şehirlerinde ayaklanmışlardır. Bu ayaklanma hükümet ve ordu aleyhinde olmakla kalmayıp aynı zamanda Türk ve Müslüman ahaliye yönelikti. Askerlik çağındaki Ermenilerin çoğu davete uymayarak saklan­mış, bir kısmı da orduya gittikten sonra silahlarıyla kaçarak köylerine dönmüşler ve bütün eli silah tutanların orduya katılmasıyla savunmasız kalan halka saldırarak ırz, can ve mallarına tecavüz etmişler, köy ve mahalleleri yakıp yıkmışlardır.

    Devlet savaş şartlarına rağmen sevkiyatın düzen ve emniyet içinde yürüme­si ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramaması için elindeki bütün imkânları kullanmıştır.

    Ermeni vatandaşların başka yerlere nakledilmesi (tehcir), cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Bunlar, Kafkas ve Iran Cephesi’nin gerisinde bulunan Erzurum, Bitlis ve Van bölgeleri ile Sina Cephesi gerisinde bulunan Mer­sin ve İskenderun bölgeleridir. Daha sonra isyan çıkaran ve Ermeni komitecilerine yataklık yapan diğer vilayetlerdeki Ermeniler de tehcire tabi tutulmuşlardır.

    Kanunun ve daha sonrasındaki talimatnamelerin uygulanmasıyla ilgili olarak Osmanlı Devleti, Dâhiliye, Hariciye, Harbiye, Maliye ve Adalet Bakanlıkları görev­lendirmiştir. Muhacirin Komisyonu, İskân-ı Aşâir ve Muhacirin Müdüriyeti ve Emval-i Metruke Komisyonları ile bazı mahallî komisyonlar oluşturulmuştur. Göç eden Ermenilerin geride bıraktıkları eşyaların değeri hükümetçe sahiplerine öde­neceğinden Emval-i Metruke’nin korunması ve sahipleri adına satılması ve yoksul kadınlarla askerî imalathanede çalışanların sevklerinin ertelenmesi hususunda, 10 Haziran 1915’te, 34 maddelik ikinci bir talimatname daha yayımlanmıştır.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .