Cevap ( 1 )

  1. 18. yüzyıldan itibaren tekniğin, sınai üretimin ve ulaştırma imkânlarının gelişmesi ile çağdaş dünyada ortaya çıkan değişimi ifade eden kavram “Sanayi înkılâbı”dır.

    1815’ten sonra devletler arasında meydana gelen mücadelelerde, sanayileş­me temeline dayalı politikaların hakim olduğu görülmektedir. Bu itibarla Sana­yi înkılabı’nı, salt bir teknik olarak değil bir ilişkiler dizisi olarak ele almak ge­rekmektedir. Zira teknik alandan başlayarak ekonomik ve sosyal alanları da et­kileyen değişiklikler sonucu statik bünyeli tarım toplumundan, büyümeye yete­nekli, dinamik sanayi toplumuna dönüşüm söz konusudur. Tabiatıyla 19. ve 20. yüzyıllarda Sanayi înkılabı’nı gerçekleştiren devletlerin takip ettikleri politika­lar, sanayinin ihtiyaçları ve ekonomik büyüme ekseninde gelişecektir. Avru­pa’daki denge ve ittifak çabaları, aslında dünya üzerindeki askerî ve ekonomik savaşın arka planından başka bir şey değildir. Ancak politik çabalar sonuç ge­tirmeyecek ve bir paylaşım savaşı olarak nitelenen I. Dünya Savaşı kaçınılmaz bir hâle gelecektir.

    Sanayileşmeye paralel olarak küçük işletmeler, yerlerini büyük işletmelere bı­rakmıştır. Avrupa kıtası, gelişmiş endüstri işletmelerinin ihtiyaçlarını karşılayacak ham madde imkânlarına sahip olmadığından, üstelik gerekli ham maddeyi daha ucuza temin etmek mümkün olacağından sanayileşen ülkeler dışarıya yönelmişler­dir. Ayrıca gitgide büyüyen işletmelerin ürettikleri mallar iç pazarlarının taleplerini aşmıştır. Dolayısıyla işletmelerin kapasitelerini düşürmeden üretilen sanayi ürünle­ri dış pazarlarda tüketilebilirdi. Sanayileşmiş ülkelerin gerek ham madde ihtiyacı­nın karşılanması gerekse yeni pazarlara açılmak gereği dünya üzerinde siyasi ve askerî mücadeleyi daha da kızıştıracaktır.

    Emperyalizmin güç kazanmasında ekonomik faktörlerin etkin olduğu bir ger­çektir. Sanayileşen Avrupalı büyük devletler, öteki kıtalar üzerinde gerek egemen­liklerini kurarken gerekse daha sonra uyguladıkları politikalarda ekonomik şartlar ve istekler her zaman ön planda olmuştur. Başka bir ifade ile Avrupa’da biriken sermaye fazlasına yeni yatırım alanları bulma isteğinin yanında ham madde ihtiya­cını karşılama isteği kadar üretim fazlasına yeni pazarlar bulma isteği de yeni po­litikaların temelini teşkil etmeye başlamıştır.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .