Cevap ( 1 )

  1. Türkiye II. Dünya Savaşı boyunca “denge politikası” izlemiş, bu sayede de savaştan uzak kalmayı başarabilmişti.

    Ancak savaş sonrası yıllarda oluşan Türk dış politikasının temel sorunları, savaş yıllarında izlenen dış politikanın uzantısıdır.

    Savaşın son günlerinde Türk-SSCB ilişkileri ciddi anlamda gerginleşti. Türkiye, BM’ye üye olmak için Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ettikten kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği, 1925’te imzalanan Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması’nı feshetti. SSCB, değişen koşullar nedeniyle yeni bir antlaşmanın yapılması gerektiğini öne sürdü. Bunun için de Boğazlarda ortak savunma talep ettiler ve Türk-SSCB sınırında değişiklik önerdiler.

    Türkiye bu konuda Batı’dan bir destek beklemiştir. Batılı devletler, Türkiye’yi yalnız bırakmayacaklarını hissettirmelerine rağmen somut bir adım atmamıştır. 

    Somut adım, 1947’de Amerika’dan geldi. Truman Doktrini ile Amerika askeri, siyasi ve ekonomik olarak Türkiye’yi destekleyeceğini belirtti.

    Bu yıllarda Batılı devletler ile SSCB arasında soğuk savaş denilen mücadele kesinleşmeye başlamıştır. Bu durumun bir sonucu olarak 1949’da NATO ve Avrupa Konseyi kuruldu. Türkiye her iki kuruluşta da yer almak istemiştir.

    Avrupa Konseyi’ne üyelik; II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa’nın SSCB tehdidi altında kalması üzerine Avrupa devletleri Avrupa Konseyi’ni kurmuşlardı. 

    Türkiye, Batı ile siyasi, ekonomik ilişkilerini geliştirmek ve güvenliğini korumak amacıyla 8 Ağustos 1949’da askeri niteliği olmayan Avrupa Konseyi’ne üye oldu.

    Türkiye Avrupalı devlet sıfatıyla Amerika’nın Marshall yardımından da yararlanmıştır. 

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .