Cevaplar ( 4 )

  1. Başkenti Tuşpa’dır. Bugünkü Van ve çevresinde hakimiyet kurmuş olan bu devlet tarım, hayvancılık ve madencilikte ilerlemiştir.  Tarımda kullanmak üzere sulama kanalları yapmışlardır. Ölümden sonraki hayata inandıklarını gösteren ritüelleri vardır.

     

  2. Başkentleri TUŞPA( VAN) dır.
    Maden işlemeciliği, kabartma ve kaya oymacılığında ilerlediler.
    Sulama kanalları yaparak tarımı geliştirdiler. Hayvancılık gelişmiştir.
    Medler ve İskitler tarafından yıkıldılar.
    Van kalesi Urartulardan günümüze kalan önmeli bir eserdir.
    Çok tanrılı dinlere inanmışlar. Ahiret inançları vardır.
    Asurlulardan aldıkları çivi yazısını kullanmışlardır.

  3. Urartular, M.Ö. 13. yüzyılla M.Ö. 9. yüzyıl arasında Doğu Anadolu’da beylik ve aşiretler halinde yaşamaktaydılar. Demir çağlarında demir metalini kullanmaya başlayarak silahların yapımında ve askerî alanda hızla başarı gösterirler.

    M.Ö. 9. yüzyılda başkenti Tuşba (Van) olan bir devlet kurmuşlar ve Asurlularla sık sık savaşmışlardır.

    M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren Medlerin egemenliğine girerek bağımsız devlet olma özelliklerini kaybetmişlerdir.

    Urartu dilinin Hint-Avrupa ve Sami dilleri ile bir benzerliği yoktur. Çivi yazısını kullanmışlardır. Savaşçı bir kavim olan halkı, metal işçiliğinde oldukça ileri gitmiştir. Metal işlenmiş nesneler, batı dünyasına ticaret yoluyla yayılmıştır. Urartu kralları anıtsal kaya mezarlarına gömülmekteydi.

    Urartuların bu anıt mezarları yapmasının nedeni ölümden sonra hayatın olduğunu düşünmelerindendir. Urartular savaşçı halk olmaları ve Doğu Anadolu coğrafyası nedeniyle kentlerini sarp kayalıklar üzerinde yapılandırmışlardır. Bir başka özellikleri su setleri oluşturarak suyu depolamayı ve kullanmayı planlamalarıdır. Bu şekilde kentlerin büyük ihtiyacı olan su sorununu teknik açıdan çözmeleri önemli bir adımdır.

  4. Urartu Krallığı

    Orta Anadolu Bölgesi’nde güçlü Hitit İmparatorluğu varlığını sürdürürken MÖ. 13. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Hurri kökenli halkların oluşturdu­ğu, henüz merkezî bir yönetim altında birleşmemiş feodal beylikler bulunmaktay­dı. Bu beylikler Uruatri ve Nairi bölgeleri adında iki bölgede yaşamaktaydılar. Bu dönemde Doğu Anadolu’nun sahip olduğu demir ve bakır gibi ham madde kay­nakları, bunlardan işlenmiş mal stokları, toprak ürünleri ve hayvan sürüleri MÖ. 13. yüzyıldan itibaren Ön Asya’da büyük bir imparatorluk kurma uğraşı veren As- sur’un askerî seferlerini bu topraklar üzerine yoğunlaştırmasına neden olmuştur. Assur’un amacı, bu bölgede devamlı ve kalıcı bir egemenlik kurmak yerine, böl­gedeki zengin kaynakları belirli sürelerde düzenleyeceği yağma seferleriyle ele ge­çirmek, bu topraklarda yaşayan toplumları baskı altında tutarak vergiler yoluyla sömürmek, böylece ekonomisi için sü­rekli bir kaynak oluşturmaktı. Güney­den gelen Assur tehlikesi ve baskısı, birbirlerine komşu ve akraba olan feo­dal beylikleri aralarında Assur’a karşı güç birliği yapmaya yöneltmiştir. Et­nik birliğin de sağladığı büyük avan­tajla kısa sürede beylikler arasında bir­leşme sağlanmış, önce Uruatri daha sonra Nairi feodal beylikler konfede­rasyonu oluşturularak Assur’a karşı bü­yük bir mücadele başlamış, sonuçta

    MÖ. 9. yüzyılın ortalarında başkent Tuşpa (Van Kalesi ve Eski Van Şehri) olmak üzere Van ovasında merkezî Urartu Krallığı kurulmuştur.

    Urartu Krallığı, birbirini izleyen baba-oğul krallar I. Sarduri (MÖ. 840-830), İş- puini (MÖ. 830-820), Minua (MÖ. 810-785/780), I. Argişti (MÖ. 785/780-760) ve II. Sarduri (MÖ. 760-730) dönemlerinde büyüyüp güçlenmiş ve tüm kurumlarıyla ger­çek anlamda merkezî, bürokratik bir devlet hâline ulaşmıştır. Bu dönemde krallı­ğın sınırları kuzeyde Ermenistan ve Güney Gürcistan’a, kuzeybatıda Erzincan’a, güneydoğuda Urmiye Gölü’nün güney kıyılarına, batıda Fırat Nehri’nden doğuda Hazar Denizi kıyılarına kadar genişlemiştir. Urartu topraklarına katılan bölgelerde askerî ve ekonomik amaçlı çoğu Urartu krallarının adını taşıyan birçok kale ile ta­rımı güçlendirmek üzere baraj, gölet, sulama kanalları inşa ettirilmiştir. Bölgede kazısı yapılmış başlıca Urartu merkezleri arasında Van Kalesi (Tuşpa), Çavuştepe (Sardurihinili), Ayanis (Rusahinili), Adilcevaz, Toprakkale (Rusahinili), Anzaf, Er- zincan-Altıntepe, Karmir-Blur (Teişebani), Armavir (Argiştihinili) sayılabilir.

    MÖ. 743 yılında Adıyaman Gölbaşı yakınlarında Assur orduları karşısında Urar­tu ordularının uğradığı yenilgi ile birlikte Urartu Krallığı’nın yükselişi sona ermiş­tir. Bu yenilgiyi MÖ. 714’te önce Transkafkasya üzerinden dalgalar hâlinde inen Kimmerler, sonra da Assur Kralı II. Sargon karşısında alınan yenilgiler izlemiştir. Sı­nırları giderek daralan Urartu Krallığı II. Rusa Dönemi’nde (MÖ. 675’ler) yeni bir kalkınma hamlesi yapmıştır. Ancak MÖ. 640 yıllarında Urartu Krallığı yıkılmaya başlamıştır. Son kral IV. Sarduri’nin iktidar dönemi hakkında hemen hemen hiçbir bilgi olmadığı için krallığın hangi tarihte kesin olarak ortadan kalktığı bilinmemek­tedir. Bununla birlikte Urartu Krallığı’nın MÖ. 7. yüzyılın sonlarına doğru Assur îm- paratorluğu’na son veren olaylarla birlikte tarihten silindiği kabul edilir.

    Merkezî ve teokratik bir sistemle yönetilen Urartu Krallığı’nda devletin başında, tüm ülkeyi yöneten güçlü ve mutlak hakim olarak kral bulunmaktadır. Tam anla­mı ile monarşik bir düzen mevcuttur. Krallık aynı hanedan içinde babadan oğula geçmektedir. Kral, aynı zamanda tanrıların en büyük başrahibidir ve onların koru­ması altındadır. Halk soylular, savaşçılar, köylüler ve köleler olmak üzere farklı sı­nıflara ayrılmıştır. Devletin egemen olduğu bütün topraklar stratejik önemine, üre­tim durumuna ve diğer benzer özelliklere göre daha küçük birimlere bölünmüş, bu birimler de belirli eyalet merkezlerine bağlanmıştır. Bu merkezlere de kral tara­fından valiler atanmıştır. Gücünü savaşçı bir toplum olmasına borçlu olan Urartu- lar çok iyi organize olmuş bir orduya sahipti.

    Urartu Devleti’nin resmî dili Urartuca idi. Bu dilin tek akrabası Hurricedir ve her iki dil de Kuzeydoğu Kafkasya dil ailesindendir. Ön Asya’daki diğer halklar gibi Urartular da çivi yazısı kullanmışlardır. Ayrıca mühürler ve kap kacak üzerinde re­sim yazısı da kullanılmıştı.

    Urartu dini, çok tanrılıydı. Devletin resmî tanrılarının başında Haldi, Teişeba ve fiivini üçlüsü yer almaktadır. Tanrı Haldi devleti koruyan Baş tanrı ve savaş tanrı­sıdır. Büyük bir mızrak ile simgelenen bu tanrının savaşta daima ordunun önünde gittiğine inanılıyor, ona adak olarak çeşitli silahlar sunuluyordu. İkinci sıradaki Fır­tına ve Gök Gürültüsü tanrısı Teişeba, Hurri kökenliydi. Üçüncü sıradaki fiivini de Hurri kökenliydi ve Güneş tanrısıydı. Meherkapı kaya nişindeki yazıtta bu üç tan­rının yanında 60 tanrı ve 16 tanrıçanın daha adı geçmektedir. Urartuların tanrıları için inşa ettikleri tapınaklar, tören salonları, revaklı avluları, depoları ve sunakla­rıyla birlikte bir külliye oluşturmaktadır. Tanrı yontusunun bulunduğu en kutsal kesim (cella) kare planlı yüksek bir kule biçimindeydi. Bunların dış cephelerine adak olarak sunulmuş tunç kalkanlar asılmaktaydı. Bu tip tapınaklara ait örnekler çok iyi korunmamış olmakla birlikte Yukarı Anzaf, Toprakkale, Çavuştepe, Ayanis, Kayalıdere, Altıntepe gibi Urartu merkezlerinde gün ışığına çıkartılmıştır. Bunların yanı sıra Urartuların niş ve stellerin (dikilitaş) yer aldığı yarı açık hava kutsal alan­ları da vardır. Van Kalesi’ndeki Analı Kız kutsal alanı, Yeşilalıç ve Altıntepe kutsal alanı bunların güzel örnekleridir.

    Urartu’da kremasyon ve inhumasyon olmak üzere temelde iki ölü gömme ge­leneği vardı. Mezar mimarisi olarak kalelerin kayalık yamaçlarına oyulmuş kral ve soylulara ait çok odalı anıtsal oda mezarlar en önemli grubu oluşturur. Bu tip mezarların en etkileyici örnekleri Van Kalesi kayalığının güney yamaçlarındaki Urartu krallarına ait mezarlardır. Ayrıca, toprak altındaki yumuşak kayalara açıl­mış ya da taşlarla inşa edilmiş giriş koridoru olan (dromos) oda mezarlar da var­dır. Bunun yanında ölülerin doğrudan gömüldüğü tek kişilik basit toprak ya da taş sandık mezarlar ile yakılıp küllerinin yerleştirildiği özel kül kapları (urne) da bulunmaktadır.

    Urartu Krallığı’nın kurulduğu bölge topoğrafik ve coğrafi koşullar bakımından ol­dukça güç bir bölgedir. Bu nedenle Urartular doğaya karşı giriştikleri mücadelede özellikle bayındırlık alanında o dönemde mühendislik harikası olarak tanımlanabile­cek birçok uygulamaya imza atmıştır. Urartu yöneticileri kale tipi yerleşmelerde otur­muşlardır. Bu kalelerde daima yönetici sarayı, bir ya da birkaç tapınak, depo binala­rı ve atölyeler bulunmaktadır. Bu tip kalelerden günümüze en iyi durumda kalmış olanları Çavuştepe ve Ayanis kaleleridir. Kimi kaleler ise sadece askerî amaçlıydı.

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .