Cevap ( 1 )

  1. Northumbria manastırları, 8. yüzyıl sonlarına kadar Avrupa’nın başlıca dinsel ve kültürel merkezi olarak kalır. 793 yılında Lindisfarne adasından başlayarak 11. yüzyıla kadar tüm kıtayı kasıp kavuran Viking akınları ile birlikte manastırlar yok olur. Olaya tanıklık eden ve hayatta kalarak Avrupa’nın çeşitli bölgelerine dağılan keşişlerin dramatik ve trajik anlatımları, yüzyıllarca sürecek bir Viking korkusu ve düşmanlığı yaratmıştır.

    Vikingleri kaba, ilkel, medeniyetten uzak bir kavim olarak betimleyen bu anlatımların etkisiyle, Avrupalıların Viking kültürüne uzun süre kayıtsız kaldıkları anlaşılmaktadır. Göçebe ve savaşçı bir kavim olan Vikinglerin yazılı geleneğinin olmayışı, kültür izlerinin sürülmesini güçleştirmektedir. Yazılı kaynakların zayıflığına ve Batılı kaynaklardaki olumsuz Viking imajına karşılık, arkeolojik veriler, incelikli bir Viking maddi kültürünün varlığına işaret etmektedir.

    Göçler çağının diğer toplulukları gibi, Vikingler de genellikle taşınabilir kullanım eşyaları ve silahlar üretmişlerdir. Buluntular, Vikinglerin kuyumculuk, maden işçiliği ve ahşap oymacılık alanlarındaki ustalıklarına işaret eder. Dönemin ortak bezeme dili olan hayvan üslubunun, Viking kültür çevresinde Avrupa’nın diğer bölgelerine kıyasla daha uzun bir zaman dilimi boyunca uygulandığı anlaşılmaktadır. Özellikle ahşap gemilerin çeşitli kısımlarında, incelikle işlenmiş, karmaşık hayvan tasvirleri görülür. 9. yüzyıla tarihlenen Oseberg gemisinin pruvasında yer alan hayvan başı, bu üslubun ahşap malzemeyle yapılan en incelikli örneklerindendir. Diş, çene ve burun delikleri gibi detaylar gerçekçi bir yaklaşımla işlenmiş ve hayvan üslubunun karakteristik özelliklerinden olan düğümlü geometrik örgü motifi kullanılmıştır. Genellikle gemilerin iki ucunda da yer alan hayvan başlarının, savaş ortamında rakiplerinin gözünde derin bir korku yarattığı ya da savaşçıları koruduğu düşünülebilir.

    Vikinglerin denizcilikteki ustalıkları, büyük ölçüde coğrafi koşulların zorlamasına bağlıdır; İskandinavya’nın dağlık yapısı ve sarp kayalıkların birbirinden ayırdığı kara parçaları arasındaki ulaşımın büyük ölçüde kıyılar arasında deniz yolculuklarıyla sağlanabilmesi, Vikinglerin gemi yapımında ileri teknikler geliştirmelerini zorunlu kılmıştır. Coğrafi koşullara bağlı olarak, birbiriyle iletişimi sadece deniz yoluyla sağlanabilen sarp kıyılarda kurulan yerleşimlerin savunma ve ticaret gibi ihtiyaçları, Vikingleri, uzun yolculuklara uygun ve daha gelişkin bir gemi teknolojisi geliştirmeye zorlamıştır. Ancak, doğal koşulların zorlamasıyla denizcilikte ve gemi yapımında çağına göre son derece ileri bir teknoloji geliştiren Vikinglerin, bu pratiğe pragmatik ihtiyaçların çok ötesinde anlamlar yükledikleri anlaşılmaktadır. Örneğin toplumun önde gelenleri ve soylular, genellikle içinde değerli eşyaların da yer aldığı gemilerle birlikte gömülmüşlerdir. Pagan Viking inançlarına göre ölüyü diğer dünyaya bu gemi taşıyacaktır; dolayısıyla, ölen kişinin eşyaları ve atları da ona bu yolculukta eşlik etmek üzere gemiye konur. Gerek ritüel unsuru, gerekse savaş aracı olarak gemi, Viking kültüründe güç simgesi olarak algılanmıştır.

    8. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar, yaklaşık 300 yıl boyunca Avrupa’yı tehdit eden Vikingler, Hıristiyanlığın tüm kıtada yayılarak kökleşmesi ve bağımsız Hıristiyan krallıklarının güçlenmesiyle birlikte güç kaybetmeye başlarlar. Ancak Viking akınları sürerken, bir yandan da Batı ve Orta Avrupa’da büyük bir merkezî yönetim kurulmakta ve yerleşik bir imparatorluk kültürü şekillenmektedir.

     

Cevap bırak

Sorry, you do not have a permission to answer to this question .